Nasıl bir iyi arkadaşı geri almak için

Neopatrimonyal liderler çağı ve demokrasi

2020.03.10 21:05 karanotlar Neopatrimonyal liderler çağı ve demokrasi

Cemal Tunçdemir
Demokrasiyi kullanarak iktidara gelmiş devlet başkanının, yolsuzlukları, baskıları, suistimalleri, anayasal çizgileri aşması yaptırımsız kaldıkça, bunlar normale dönüşüyor...
Foreign Affairs dergisinin yayın yönetmeni Gideon Rose, derginin 2019 Eylül/Ekim sayısındaki başyazısında, son 100 yılda lider tipi döngüsünü şu şekilde sınıflandırıyor:
"1920'lerin toy Demokrat liderlerini, 1930'lar ve 40'ların faşist diktatörleri izledi. 1950'ler ve 60'lar milliyetçi liderlerin dönemiydi. 1970'lerin jerontokratlarından (ihtiyar kurtlar) sonra 1980'ler ve 1990'lar yeniden acemi demokratların dönemi oldu. Bugünlerde diktatör liderlere geri dönmüş görünüyoruz."
Elbette ki bu döngüyü bütün dünyaya genelleştirmek de veya tüm ülkeler için kaçınılamaz bir kader olarak görmek de çok yanıltıcı olur. Ama birçok demokrasinin 2010'lu yıllarda ürettiği otokrat liderlerin birbirlerine benzerlikleri de dikkat çekici bir gerçek.
Bunun, ideolojik veya kültürel bir benzerlik olmadığı açık. Aksine, bu alanlarda tam bir çoğulculuğa sahip oldukları son 10 yılda görüldü. Kapitalist liberteryan beyaz ırkçısı Trump'tan, solcu siyahi Jacob Zuma'ya, Anglo Sakson muhafazakar Boris Johnson'dan Ortodoks 'çar' Putin'e, Katolik solcu Duterte'den, Katolik sağcı Jair Bolsonaro'ya, Nazi grupların favorisi Hristiyancı Orban'dan, Yahudi milliyetçisi Netanyahu'ya, Latin dünyasının Bolivar'ı olma heveslisi solcu Latin devlet başkanlarından, Müslüman dünyasının halifesi olma heveslisi Ortadoğu liderlerine, Hindu Modi'den Pakistani popülist Imran Khan'a, Katolik muhafazakar Jarosław Kaczyński'den ateist Miloš Zeman'a ve daha birçok 'seçimle' başa gelmiş lidere kadar isimleri birleştiren şeyin bir ideoloji veya tek bir kültür olduğunu söylemek imkansız.
Elbette ülkedeki "tek otorite, tek adam" olma hevesleri en ortak özellikleri. Hepsi tam anlamıyla henüz diktatörlüklerini kuramamışsa da, 'Türkmenistan devlet başkanı gibi olmak' hepsinin kızıl elması.
Bu neo-diktatörleri veya dikta heveslilerini, diktatör denince akla gelen ilk isimler olan, Stalin, Hitler ve Mussolini gibi 20'nci yüzyıl diktatörlerinden ayıran bir özellikleri var.
Bu yeni dalgada ideoloji de, politik gaye de, kutsal dava da, 'milli mesele' de tek: Liderin şahsı. O şahsın mutlak iktidarını tesis etmek ve onu ömrü boyunca o koltukta tutmak…
20'nci yüzyıl diktatörlükleri çoğunlukla 'korporatist' diktatörlüklerdi. Bir ideolojik yaklaşımın, ırkçı bakışın, etrafında kümelenmiş bir bürokratik yapının, partinin, kadronun diktatörlüğüydü. Günümüzdeki dalganın liderleri de, henüz mutlak iktidar yolunun başındayken korporatist stratejiler izliyor elbette. Bir sosyal kesime, bir ideolojik yaklaşıma, bir politik gruba veya partiye dayanıyorlar. Mutlak iktidara ulaştıktan sonra da kendi etraflarında sözde 'milli birlik' tesis etmek için bir takım dini hamasi söylemleri ve vurguları sıklıkla kullanmaya da devam ediyorlar.
Örneğin bu liderlerin istisnasız hepsi politik davalarını, 'elitlere karşı milletin hakiki evlatlarının mücadelesinin temsilcisi olmak' gibi müphem bir yaklaşıma indirgiyor. Bu müphemiyet sayesinde, hayatı sefahat ve israfın geçit töreni olan milyarder Donald Trump, iki yıl öncesine kadar garsonluk yaparak hayatını kazanan solcu politikacı Alexandria Ocasio-Cortez'e 'elit' damgasını kolayca vurabiliyor. Destekçileri de, peşinden gittikleri 'tarihi' liderin, "milletin hakiki evladı sizsiniz. Sizin dışınızdaki herkes vatan haini, dinimizin düşmanı, ekmeğimizin düşmanı. Bu ülkeyi sömürmek ve bu milleti dejenere etmek isteyen küresel güçlerin piyonu" telkinine kolayca kanabilecek bir sığlık ve paranoyanın pençesinde. Evrende olan biten her şeyi kendileri ile ilgili veya kendilerine karşı bir komplonun parçası zannedecek kadar dünyadan habersiz, eğitim ve kitap okuma ortalaması son derece düşük kitleler bu saçmalığa kolayca inanıp, ülke nüfuslarının en az yarısını yok edilmesi veya en azından ezilinceye kadar savaşılması gereken düşman görüyor. Kansas'ta, Alabama'da, Georgia'da hararetli bir Trump destekçisi ile konuştuğunuzda, sizin 'büyük resmi görmekten aciz kandırılmış bir insan olduğunuzu' büyük bir özgüvenle yüzünüze vuracaktır. Kendisi tam açıklayamasa da, dünyada perde arkasında ABD karşıtı küresel dış güçlerin büyük oyunları dönmektedir. Ve Trump bu oyunların önündeki tek engeldir. New York'u, Los Angeles'ı, Boston'ı, San Francisco'yu, Chicago'yu, yani gerçekte Amerika'yı Amerika yapan şehirleri hem de Amerikan milliyetçiliği adına nasıl düşman gördüklerine hayretle tanık olabilirsiniz.
Fakat, destekçisi yığınların aksine liderler, ağızlarından çıkan bu hamasi, coşkulu sözlerin gerçekliğiyle çok ilgili değiller. Hayatta samimiyetle ilgilendikleri tek gerçek, kişisel iktidarlarının devamı. Hem de hayatları boyunca devamı…
Bunun için de neredeyse tamamı, liderliklerini, ülkelerinin ikbali ile özdeşleştiriyorlar. Onlar başta oldukça ülke var olacak, onlar liderlikten giderse ülke çökecek ve düşmanlara yeniden yem olacak. Lider, kaderin, ülke için seçtiği, alternatifi olmayan tek kişidir.
Game of Thrones dizisinde krallığın istihbarat yetkilisi Lord Varys, diziyi başından sonuna kadar seyretmemin en önemli nedeni olan ve Peter Dinklage'ın muazzam bir oyunculukla canlandırdığı Tyrion Lannister karakteri ile bir dertleşmesinde, "Bütün ömrüm farklı tiranlara hizmetle geçti. Hepsi, kendisini, kaderin seçtiği ve özel bir rol yüklediği özel şahsiyetler olarak görüyordu" diye yakınıp sözü o günlerde hizmetinde olduğu Kraliçe Daenerys'e getirir: "O da kendisini, hepimizi kurtarmaya gelmiş özel biri olduğuna inandırmış". Lord Lannister, dostunun endişesini abartılı bulur. Çünkü çok yakından tanıdığı, ezilenlere duyarlı olduğuna defalarca tanık olduğu Kraliçe Daenerys'in diğer tiranlardan farklı olduğuna gerçekten inanmaktadır. Ta ki, Daenerys'in iktidarı için binlerce sivili tereddütsüz yok edişinden sonra, cesetler ve enkaz üzerinde yaptığı zafer konuşmasında, bunun daha başlangıç olduğu ve yoluna çıkan herkesi böyle ezeceği ilanını dinleyinceye kadar... Tyrion Lannister, problemin, liderin kim olduğunda değil, kim olursa olsun fark etmez, tek bir insanın, karşı konulamaz, denetlenemez, sorgulanamaz böylesi bir güce sahip olmasından kaynaklandığını anlar ama artık çok geçtir.
Demokrasinim günümüzde ürettiği otokrat liderlerin bir çoğu, kişisel kariyeri ile ülke çoğunluğunun mensubu olduğu dinin akıbetini de özdeşleştirmiş halde. 'Dinin yaşayan son kalesi' oldukları, propaganda kampanyalarının asli iddialarından biri. Lider iktidarından olursa, bu sadece ülkenin değil, mensubu oldukları dinin de sonu olacak.
Uzun yıllar Moskova'da gazetecilik yapan Susan Glasser, Putin'in kendisini, Rusya'nın birkaç yüzyıllık makus talihini değiştirip yeniden cihanın emperyal hakimi yapacak 21'nci yüzyılın 'Çar Petro'su olarak sunduğuna dikkat çekiyor. Dünyanın önemli bir kısmınca 'Deli Petro' ve Ruslarca 'Büyük Petro' olarak isimlendirilen Çar Birinci Petro'ya atıfla... Putin, fiziksel ve liderlik olarak sürekli güç ve maçoluk gösterisi yapmaya fetiş düzeyinde düşkünlüğü, "Ortodoksi-Otokrasi-Rusçuluk" üçlemesine dayalı kadim çarlık doktrini iddialı yönetimi ile, modern bir demokrasinin sorumlu ve hesap sorulabilir devlet yöneticisi olmaktan çok, kimsenin hesap soramayacağı bir çar, ülkeye ait her şeyi veya konumu istediğine bahşedebilen bir hükümdar havasında.
Kişilik olarak, hayatı boyunca bir karikatürden fazlası olmasına imkan vermemiş eksik donanımına rağmen Trump da, kendisini sorgulanamaz, eleştirilemez kılacak böylesi bir tarihi rolü inşa etmeye çalışıyor. Evanjelist destekçileri, Donald Trump'ın İncil'de bahsedilen Büyük Kral Kiros olduğuna inandıklarını birkaç yıldır dile getiriyorlardı. Trump kendisi de artık Twitter'dan bu koroya katılıyor. 2008 seçiminde Liberteryan Partinin başkan adayı da olan aşırı sağcı Wayne Allyn Root'un 2019 Ağustos ayında attığı ve Trump'ı, "Tanrının (İsa'nın) yeryüzüne ikinci gelişi" olarak nitelediği sözlerini teşekkür ederek Tweetleyen Trump aynı günkü bir başka açıklamada da, kendisinin "Tanrı tarafından gönderilmesi beklenen kişi" olduğunu söylemekten çekinmeyecekti. Destekçileri de artık, "Trump'a muhalefetin, Tanrıya muhalefet olduğunu" açıkça savunacak kadar rahatlar bu konuda.
2000'lerin başında, Avrupa'nın yükselen yıldızı Macaristan'da iktidara gelip, birkaç yılda yeniden içe kapanık, ekonomisi gerileyen, otoriter bir doğu Avrupa ülkesine dönüştüren Viktor Orban, kendisini, “Hristiyan Avrupa'nın son umudu” olarak görüyor. Orban düşerse Macaristan düşer, Macaristan düşerse Hristiyanlık düşer. Orban, "Hristiyanlığın bugün dünyanın en mazlum inancı olduğu ve dünyada en fazla zulme maruz kalan din olduğu gerçeğinin", Avrupa Birliği ve "solcu liberal ikiyüzlülerce" görülmediğini savunuyor. Kendisinin 'dünya mazlumlarının en büyük sesi' olduğunu iddia ediyor. Orban, yönetiminin ana görevini, "Macaristan'ın ve Avrupa'nın Hristiyan kültürünü korumak" olarak tanımlıyor. Konuşmalarında yüzlerce kez, dünyadaki en büyük tehdidin de İslam ve Müslümanlar olduğunu belirtti. Buna rağmen, yaşadığımız tuhaf zamanların bir ironisi olarak İslamcı otoriter liderleri arasındaki dostları, Hristiyan nüfuslu ülkelerin liderleri arasındaki dostlarından çok daha fazla.
İngiltere'de iktidardaki muhafazakar parti üzerinde etkili bir güce dönüşmüş Brexit hareketinin lideri Nigel Farage, Hristiyanlığın, İngiltere'nin geleceğinin en önemli parçası olduğunu belirttiği konuşmasında, "Birleşik Krallık bir Hristiyan devletidir. Devletin her kademede bütün kurumları Hristiyanlığa göre konumlanmalı. Diğer partiler, dinimizi marjinalize ediyor. Bir tek biz savunuyoruz. Her politikamızı Hristiyan değerlerimize göre yapacağız" beyanında bulunuyor.
Brezilya devlet başkanı Jair Bolsonaro, seçildikten hemen sonra, Bolsanoro'yu 'Allah'ın iradesinin tecellisi' ilan eden ve seçimi 'Kutsal Haçlı Seferi' diye niteleyen muhafazakar yorumcu Filipe Martins'i başdanışmanı olarak atadı. Bolsonaro da, tıpkı, Trump, Orban, Avrupa aşırı sağı ve Putin gibi modern çağın birbirini denetleyen kurumlar üzerine kurulu devlet anlayışından hazzetmiyor ve Orta Çağ Avrupasına ayrı bir bağlılığa sahip. Kendi meşruiyetini de bunun üzerine kuruyor. 2018 Eylül ayında, "Bu laik devlet hikayesine artık yer yok, Brezilya bir Hristiyan devlettir" diye konuşacaktı. Laiklik, "küresel güçlerin Brezilyayı yozlaştırma ve kimliğini yok etme çabasının" bir ürünüydü. Seçim kampanyası sloganı ise, Nazilerin, "Her şeyden önce Almanya" sloganının farklı versiyonu olan "Her şeyden önce Brezilya, Her şeyden üstte Tanrı" şeklindeydi. Doğal olarak Bolsonaro'nun Brezilyası da Trump'ın hayalindeki Amerika gibi, vatandaş olan herkesin değil, 'milletin hakiki evlatları' dediği mevhum 'beyaz' bir kitlenin ülkesi... Nitekim Bolsonaro, Campina Grande'deki seçim mitinginde, "Milletin Brezilyasını inşa edeceğiz. Azınlık çoğunluğa tabi olmalı. Ya buna uyarlar veya defolup giderler" şeklinde konuşacaktı. Azınlık dedikleri ise, kıtanın gerçek yerlisi olan Kızılderili kabileleri, yüzyıllar önce Brezilya'ya zorla getirilmiş ve Brezilyayı Brezilya yapan kölelerin çocukları ile, bu politik saçmalığın nasıl küresel bir salgın olduğunu görecek kadar dünyayı takip eden eğitimli kentli Brezilyalılardı. Bu azınlıklar, ülkeyi yöneten güçler değildi. Hiç olmadılar. 'Tabi olmaktan' kastı, bu azınlıkların kamusal alandaki görünürlüklerini bırakması...
Hindistan'da ise Bollywood aktörü Rajinikanth Chennai, Keşmir'i ilhak politikasını çok beğendiği başbakan Narendra Modi'yi geçtiğimiz Ağustos ayında, Hindu tanrısı "Krişna'nın yeniden tecellisi" olarak vasıflandıracaktı. 65'nci doğum gününde ise Modi'ye bir başka Hindu tanrısı Vişnu'nun avatarı olarak ibadet edildi. Hindistan genelinde birçok Hindu tapınağına Modi'nin ikonaları da dua edilecek tanrı heykeli olarak yerleştiriliyor. Modi'ye karşı çıkmak artık Hindu tanrılarına karşı çıkmak olarak lanse ediliyor. İktidardaki Hindistan Millet Partisinin(BJP) birçok yöneticisi son bir yılda değişik açıklamalarında Modi'ye dini ve ilahi ünvanlar atfettiler. Hindu dincisi ve milliyetçi tabanı Modi'yi, "Akhand Baharat (Bölünmemiş Hindistan)" idealini nihayet gerçekleştirecek bir tanrı reenkarnasyonu olarak görüyor. Akhand Baharat, bugünkü Afganistan ve Pakistan'dan Bangladeş'e, Myanmar ve Nepal'den Sri Lanka'ya bütün alt kıtayı Hindu dini kimliğinin bölünmez vatanı olarak görüyor. Müslüman ve Hristiyan Hindistanlıların ise Ortadoğu'ya gitmesi gerektiğini savunuyor.
İsrail'de Netanyahu son iki seçim kampanyası boyunca kendisini "Yahudiliğin son umudu" ve İsrail'in "vazgeçilemez lideri" olarak sundu. Kendisi de birçok destekçisi de, "O düşerse İsrail de, Yahudilik de düşer" savında. Tıpkı Modi, Orban, Trump, Bolsonaro ve diğer birçok popülist lider gibi 'laik devlet'i İsrail'in önünde bir engel olarak görecek kadar aşırı sağa savrulmuş durumda. Tıpkı Trump gibi, inançlı bir yaşamı olmaktan çok uzak olduğu halde, tıpkı Trump gibi iktidarını pekiştirmek için, İsrail'i açık bir teokrasiye dönüştürmek isteyen fanatik dincilerle seçim ittifakları kurmaktan çekinmedi. Netanyahu'nun muhalifi olan Yahudi çoğunluğun payına ise, 'özünden nefret eden Yahudi' suçlamasından başlayıp, "İsrail'in ve Yahudiliğin düşmanı" ve "din-vatan hainliğine" uzanan bir yelpazede yaftalar düşüyor.
Neopatrimonyalizmin doğuşu
Demokrasilerin ürettiği bu yeni dalga otoriterler ve popülist liderler, yepyeni bir durumla karşı kaşıya olduğumuz anlamına gelmiyor. Bazı politik bilimcilere göre, aslında tarih kadar eski bir yönetim tarzının, yani 'patrimonyalizm'in modern versiyonu ile karşı karşıyayız.
Patrimonyalizm, Max Weber'in 1922 tarihli Ekonomi ve Toplum çalışmasında literatüre kazandırdığı bir kavram. Patrimonyal düzende lider, otoritesini, tepesinde kendisinin olduğu bir kişisel çıkar ağı kurarak yürütür. Liderin altındaki çarkın dişlilerinin sadakati, liderin, onlara sunduğu ihsanlarla (toprak, kamu ihaleleri, makam, yolsuzluklarına, suistimal, suçlarına göz yumulması vs) sağlanır.
Politik bilimci Nathan Quimpo, patrimonyalizmi, 'hükümdarın, kamusal olan ile şahsi olanı ayırt etmediği ve devletin bütün imkanlarını, işlerini, şahsi imkanı ve işi gibi gördüğü yönetim' olarak tanımlıyor. Patrimonyal düzende devlet başkanı, kişisel cüzdanı ile hazine arasında hiç bir fark görmez. Hazineyi kendi kişisel lüks giderleri, siyasi ve kariyer çıkarları için rahatça ve çekincesiz kullanabilir. Bu bakış, lidere sadık bütün devlet kadrosu için de aynen geçerlidir. En küçük ilçedeki yetkiliye kadar kimse, şahsi cüzdanı ile emrindeki kamu imkanları arasında bir fark görmez. Normal bir demokraside yolsuzluk, suistimal, zimmet, rüşvet olarak görülecek her şey, yaygın ve olağan bir uygulamaya dönüşür.
ABD'deki en kıdemli Sovyet uzmanlarından biri olan Profesör Richard Pipes ise, patrimonyalizmi, 'egemenlik hakkı ile sahiplik hakkının farkları anlaşılmayacak kadar iç içe geçtiği, politik yetkilerin bir işyerinin sahibinin kendi işyerinde yetkilerini kullanması gibi kullanıldığı düzen' olarak tanımlıyor.
Ağalık da dar alanda bir patrimonyal yönetim şeklidir. Ağa ve ailesi, kutsaldır, dokunulmazdır, liderlikleri tartışılmazdır. Aşiret üyeleri, bütün emekleri, konumları, toprakları ve malları ile ağaya aittir. Ağa, köylülerin emekleriyle ürettiğini istediğine verir, istediğinden alır. Ağanın keyfiyetini sorgulamak en hafif tabirle, onun verdiği rızka "nankörlük", en ağır haliyle aşirete ihanettir. Ağalığın daha geniş alandaki formu sultanlıktır. Ki zaten Weber, bir başka yerde patrimonyal yönetime 'sultanizm' de der.
İşte, 'neopatrimonyalizm' kavramının doğmasının sebebi de budur. Sosyolog Shmuel Eisenstadt, 1973 yılında yazdığı bir makalede, geçmişteki feodal beyler, krallar, padişahlar, sultanlar, ağaların geleneksel patrimonyalizmini, normalde böyle davranmanın anayasal suç olması gereken modern demokrasilerdeki patrimonyalizmden ayırmak için, bu ifadeyi kullanacaktı.
Neopatrimonyalizm, literatüre güçlü şekilde 1980'li yıllarda girdi. Afrika'nın kolonyalist güçlerden bağımsızlıklarını yeni kazanmış birçok genç devletinde 'seçimlerle' ortaya çıkan lider kuşağının ortak özelliklerinin politik bilimcilerin dikkatini çektiği dönemde (Sonraki onyılda genç Afrika 'demokrasilerine' bu konuda, Sovyet despotizminden kurtulup "demokrasi nimetiyle" tanışan Orta Asya ülkeleri de katılacaktı).
Afrika'daki yönetimler konusunda dünyada en yetkin politik bilimcilerden biri olan Michael Bratton ile Cornell Üniversitesi politik bilim profesörü Nicolas van de Walle'nin 1994 yılında yayınladıkları ünlü makale, Afrika'nın otoriter liderlerinin temel karakteristiğini 'neopatrimonyalizm' olarak adlandıracaktı.
Van de Walle ile Bratton makalelerinde, "Neopatrimonyal rejimde lider, otoritesini, patronaj düzeni aracılığıyla sürdürür, ideoloji veya mevzuata dayanarak değil" diye yazdılar ve eklediler, "Bu rejimde yönetim hakkı bir şahsındır, bir makamın değil".
Bu iki politik bilimcinin tanımladıkları neopatrimonyal düzende, politik ve bürokratik kadroları, anayasal düzen kültürü değil, bir şahsa sadakat ve sosyal statüsünün o şahsın liderlikte kalmasına bağımlılık haleti yönlendirir. Bu düzende, devlet kadroları için başta anayasa olmak üzere mevzuatın ve anayasal kurumsal yapının hiçbir önemi yoktur. Hepsi göstermeliktir. Parlamentodan, yargıya, ordudan polis gücüne kadar bütün devlet aygıtları, anayasaya, millete, ülkeye değil sadece ve sadece lider ve ailesine sadıktır. En yüksek otorite liderin talimatlarıdır.
"Lider, devletin tüm makamlarını, halka ve ülkeye hizmet düşüncesiyle değil, kendi kişisel ikbal ve çıkarının gereklerine göre doldurur". Yine neopatrimonyal düzende, "şahsi çıkar ile kamusal çıkar arasındaki farkın görülmesini imkansız kılacak bir bulanıklık oluşturulur". Devletin kasası ile liderin kasası arasında hiçbir sınır kalmaz. Bu düzende, kamudaki her yetkili, yapması gereken her şeyi, kişisel bazı çıkarlar (üst makama gelmek, koltukta kalmak, aday listesine konmak, ihale, komisyon, hisse, rüşvet vs) karşılığında yapar. Maddi çıkarlar elde eden her 'müşteri', bu 'politik' düzenin sadık bir savunucusu haline gelir.
Neopatrimonyal düzende yolsuzluk, bireysel bir kanunsuzluk olmaktan çıkar, sistemli bir hükümet uygulamasına dönüşür. Afrika ülkelerinin hazineleri, on yıllarca neopatrimonyal liderlerin kişisel kumbarası gibi oldu. Örneğin O dönemdeki adı Zaire olan Demokratik Kongo Cumhuriyetinin devlet başkanı Mobutu Sese Seko, 1970'lerde kendisine kıyafet almak için bile Paris'e süpersonik Concorde uçak kaldıracak kadar pervasızlığıyla hatırlanıyor. Sese Seko'nun ailesi, devlet kurumlarının parasını ve hatta merkez bankası rezervlerini istedikleri gibi harcayabiliyorlardı. Çocuklarının, kişisel harcamaları için Merkez Bankasından sadece 1977 yılında çektikleri para 71 milyon doları bulmuştu. Rusya'da Putin, 2014 yılı kış olimpiyat oyunları için tüm zamanların rekorunu kırarak 50 milyar dolardan fazla para harcayacaktı ve bu paranın üçte ikisi, Rusya'daki birçok ihaleyi alan Putin'in eski KGB arkadaşlarının firmalarına gidecekti. Uluslararası Şeffaflık Derneğinin raporuna göre Macaristan'da 2018 yılındaki bütün kamu ihalelerinin en az yarısında sadece tek bir teklif yer aldı ve ihaleyi kazandı. Orban da, tıpkı Putin, Modi, Duterte ve diğerleri gibi, kendisine bağlı dar bir işadamı grubu ile kamunun bütün harcamalarını yeniden kendisine ve sadıklarına kazandırıyor. Bunu da, 'onlara karşı güçlü olmalıyız' şeklinde meşrulaştırıyor.
Neopatrimonyal rejimi sürdüren çıkar ağına dayalı yönetim tarzı, aslında en büyük zaafiyetinin de kaynağıdır. Neopatrimonyal düzen, istisnasız olarak, sürekli ekonomik gerileme ve kronik mali kriz üretir. Halkına müreffeh bir yaşam sağlaması imkansızdır. Lider ise, ekonomi her gün bir öncekinden daha kötüye giderken, kurduğu sistemin devamını sağlamak için kişisel, grupsal sadakatleri ödüllendirmeye devam etmek zorundadır. Bundan vazgeçemez. Çünkü, 'çıkar', liderin çarkının bütün dişlilerini çalıştıran yegane motivasyondur. Lider, etrafındaki ağın, devlet iktidarı, devlet imkanları, makam ve rant paylaşımı yoksa, bir saniye bile yaşamayacak bir ağ olduğunun farkındadır. Ama ekonomi daraldıkça bu adaletsiz çıkar dağılımına toplumun diğer kesimlerinin duyacağı tepki de kaçınılmaz olarak büyür. Her neopatrimonyal düzende, bu yüzden, sosyal kaos kaçınılmazdır.
Bunun için de, neopatrimonyal liderler, 'ülkemizi sömürmek isteyen dış güçler, çıkarlarının önündeki en büyük engel olan lideri devirmek için ülkemizi karıştırmak istiyor' iddiasının sürekli canlı tutmaya çalışır. Böylece, lidere her gerçek eleştiri ve muhalefet, kolayca 'dış güç taşeronluğu', 'vatana ihanet' olarak lanse edilebilir.
Neopatrimonyalizmin ilk ortaya çıktığı Afrika'da, sömürgecilik hâlâ yaşayan bir hatıra olduğu için, diktatör liderler, on yıllarca kendi muhaliflerini, eski sömürgeci güçlerin taşeronları olarak yaftalamayı kolayca başarabildi. Örneğin, sosyalist lider Robert Mugabe, seçildiği 1980 yılından, 95 yaşında zorla devlet başkanlığından uzaklaştırıldığı 2017 yılına kadar geçen 37 yıl boyunca, kendisine her muhalefeti, Zimbabwe'yi yeniden sömürge yapmak isteyen Batılı güçlerin piyonları olarak yaftalayacaktı. Bu 37 yılda Mugabe, ezilen halkın temsilciliğinden, dünyanın en zengin devlet başkanlarından birine dönüşürken, Zimbabwe halkı dünyanın en yoksul uluslarından birine dönüştü.
Güney Afrikalı politik bilimci William Gumede, 2017'de yayınlanan makalesinde şöyle yazıyor:
"Birçok Afrika lideri, yıllarca, sömürgeci güçler ülkeyi yeniden sömürge yapmak için ülkemizi istikrarsızlaştırmak istiyor öcüsünü, başarısızlığın, berbat yönetimin ve yolsuzlukların yegane sebebi olarak gösterdi. Koloni güçleri, lideri koltuğundan ederek, yeniden ülkenin yer altı kaynaklarının sahibi olmak istiyor korkusunu hep canlı tuttular".
Gumede'ye göre, 'yarı-doğrular' veya 'doğruymuş görünen desteksiz iddialar', halkın bir kesiminin sürekli ikna olmasını sağladı. Jacob Zuma'nın, makalenin yayınlandığı günlerde partisinin gençlik kolları toplantısındaki bir konuşmasına sözü getiriyor Gumede:
"Zuma, bu ülkede ekonomi ırksal öğelere göre yapılandırılmıştı, biz bunu yok etmenin mücadelesi içindeyiz, diyor. Bu elbette ki doğru. Ama Zuma, ekonomideki ırk ayrımcılığını sadece, ailesi, kadrosu ve müttefikleri dahil dar bir siyah elit grubu için kaldırdığından, siyahların çok büyük kesimini aynı yoksulluğun pençesinde bırakmaya devam ettiğinden bahsetmiyor."
Afrika dışındaki neopatrimonyal rejimler ise, kim olduklarını asla somut olarak açıklamadıkları, 'küresel güçler' veya '13 aile' gibi komplo teorileri ile, öcü boşluğunu doldurmaya çalışıyor. Neopatrimonyal lider dalgasının, 'dış güçler ülkemizi karıştırıyor' iddiasının "delil" ihtiyacını en kolay karşılayan isim ise hiç şüphesiz 'Soros'. Forbes'un zenginler listesinde 178'nci sırada yer alan Amerikalı yatırımcı George Soros'un desteklediği vakfın, 'basın özgürlüğü', 'protesto hürriyeti', 'şeffaflık' ve 'hukuk devleti' savunuculuğuna soyunması, bu kavramlardan çok da hazzetmeyen neopatrimonyal yönetimler için, kendi toplumlarından yükselen böylesi her talebi, 'Soros'un talebi' ve dolayısıyla da 'küresel dış güçlerin isteği' olarak yaftalamasına zemin hazırlıyor. İstisnasız hepsi, kendi icraatlarının ürünü olduğu çok açık krizlerde bile, "asıl suçlu" olarak, Soros'u gösteriyor. Trump'tan Netanyahu'ya, Modi'den Orban'a, Hamaney'den Bolsonaro'ya kadar, "Soros'un ülkelerini yıkmaya çalıştığını" iddia etmeyen popülist lider yok.
Profesör Bratton ve Van Walle, neopatrimonyal rejimlerin, 'millet' ve 'milli irade' edebiyatını dillerinden hiç düşürmedikleri halde ironik olarak sivil toplumu nasıl yok ettiklerine de dikkatimizi çekiyor. Ona göre, şahsının iktidarına karşı potansiyel taşıyabilecek her şeye duyarlı neopatrimonyal lider, toplumda, kontrolü altında olmayan hiçbir merkez istemediği için bütün sivil örgütlenmelere iki seçenek sunar: Koşulsuz biat, devlet gücüyle ezilerek yok edilme. Neopatrimonyal liderin liderliği güçlendikçe, seçimlerin, meclislerin, siyasal partilerin, sendikaların, stk'ların güçleri hızla erir. Zirve noktası ise Türkmenistan'ın seçilmiş devlet başkanı gibi olmaktır. O noktada lideri açıktan eleştirmemek de yetmez. Muhalefet partileri de dahil, lideri açıktan savunmayan, övmeyen kimse politikada, kamusal konumda, ticarette, sosyal statüsünde kalamaz.
Walle ve Bratton'un Neopatrimonyal rejimin doğası ile ilgili dikkatimizi çektiği bir başka detay ise, bu rejimin yönetim mekanizmaları içindeki saflaşmaların niteliği. İki profesöre göre, neopatrimonyal rejimde saflaşmalar, 'şahinler – güvercinler' veya 'muhafazakarlar – liberaller' gibi bakış, üslup, yaklaşım farklılıklarından oluşmaz. Politik pozisyonlarını belirleyen tek motivasyon, patronaj sisteminin içinde olmak veya dışlanmak. Yönetici daireden dışlandığı ve bir daha sistemin içine giremeyeceğini düşünen her üye, muhalif zemin için potansiyel yapı taşı olur. Neopatrimonyal rejimlerde üst düzey makamlarda sürekli işten almaların ve yeni atamaların yapılmasının nedeni de budur. Lider, "yakın zamanda bahşedilebilir makam, statü, adaylık" beklentisini diri tutarak kadrosunun sadakatini besler. 'Kabinede değişiklik hazırlığı', 'X kurumunun yönetiminde değişiklik hazırlığı', 'erken seçim' kulisleri hiç eksik olmaz. Yine lider, kendisi dışında ikinci bir kişinin güçlenmesini engellemek ve asıl patronun kim olduğunu göstermek için de, üst düzey makamlardakileri dönüşümlü olarak değiştirir.
Neopatrimonyalizm, onlarca yıl, zaten, kabile şefliğinin ve kişi kültünün görece yüksek olduğu Afrika'da uygulandığında çok fazla dikkat çekmemişti. Afrika politikası konusundaki en uzman isimlerden biri olan Cambridge Üniversitesi profesörü Christopher Clapham'ın 1990'ların başında neopatrimonyalizmi, 'otoriterliğin en sessiz formu' diye nitelemesinin nedeni buydu. Ancak, neopatrimonyalizm, son 10 yılda görece kentlileşmiş, sanayileşmiş, eğitim düzeyi yüksek demokrasilerde de ortaya çıktıkça, günümüzde otoriterliğin en gürültülü, en dikkat çekici formuna dönüştü.
Öyle ki, dünyanın en güçlü demokrasisi için bile 'neopatrimonyalizm' ciddi bir olasılığa dönüşmüş durumda. Van de Walle, 2017 yılında gazeteci Zack Beauchamp'a verdiği bir demeçte, Donald Trump'ı kast ederek, "Görevdeki başkanın neopatrimonyal bir yönü var. Monarşik temayülü var" diye uyaracaktı.
5 Şubat 2020 günü Senato'nun da aklamasından sonra Trump'ın, arkadaşı hakkındaki bir ağır ceza davasına hem de Twitter üzerinden müdahale edebilme cüreti bulması da oldukça alarm verici. Tıpkı aynı günlerde istihbarat başkanlığına, şahsına, ABD anayasasından daha çok sadık olacak bir politik ismi ataması gibi… Cumhuriyetçi Partiyi tamamen kendisinden ibaret hale getirmenin avantajıyla Kongre'yi, art arda yaptığı atamalarla yargı erkini adım adım işlevsiz hale getiriyor. Devlet gücünü, Amerikan tarihinde görülmemiş ölçüde, seçime etki etmek için kullanacağını gösteriyor.
Sopranos dizisinde Tony Soprano'nun, psikiyatristine, "Ters bir Kral Midas gibiyim. Dokunduğum her şey çöpe dönüşüyor" diye yakınması gibi, Neopatrimonyal liderlerin de, 'millileştiriyoruz' iddiasıyla kişisel egemenliklerine alıp da birer çöpe dönüştürmedikleri bir kurum kalmıyor.
Sovyet sonrası Orta Asya cumhuriyetleri konusundaki çalışmalar yapan, Toronto Üniversitesi otoriter yönetimler uzmanı Seva Gunitsky'nin, neopatrimonyal düzen oluşması sürecini bir tür darbe olarak nitelendirmesi bundan. Demokrasiyi kullanarak iktidara gelmiş devlet başkanının, yolsuzlukları, baskıları, suistimalleri, anayasal çizgileri aşması, yaptırımsız kaldıkça, bunlar normale dönüşüyor. Anayasal kurumlar hızla erimeye başlıyor:
"Kurumların bu şekilde hızla erozyona uğraması, günlük olarak gözlemlenecek açıklıkta olmuyor. Yani, silahlı kişiler gönderilip, televizyonlar ele geçirilmiyor. Bir gece her yere baskın yapılıp sokağa çıkma yasağı ilan edilmiyor. Birbirinden bağımsız olması gereken kurumları ayıran çizgiler, adım adım ilerleyen bir süreçte neredeyse görünmez hale getiriliyor".
Bugünlerde bütün dünya, yeni bir demokratik eğitimden geçiyoruz. Kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, milli iradenin en yüksek tecelligâhının devlet başkanı değil parlamento olması, hukukun üstünlüğü, üniversite, basın ve protesto özgürlüğü gibi kurumlar niçin oluştu yeniden hatırlamaya başlıyoruz.
Efsane aktör Jimmy Stewart, demokrasinin en kara günlerinde, 1939'da çekilen Mr. Smith Washington'a Gidiyor filminin en etkileyici sahnelerinden birinde Senato'ya hitap ederken, "Hiçbir şey için çok geç değil. Büyük ilkeler, bir kez inkişaf etti mi bir daha kaybolup gitmezler. O ilkeler hâlâ gözümüzün önünde. Sadece yeniden görmeye ihtiyacımız var" diye konuşmuştu.
Harvard Üniversitesi tarih profesörü Jill Lepore, New Yorker dergisinin 3 Şubat sayısında bu ünlü sahneyi de hatırlattığı yazısında, 1930'larda herkesin demokrasinin bir daha dirilmemek üzere öldüğü düşüncesinin yaygınlaştığı günlere götürüyor bizi ve demokrasinin ünlü paradoksuna dikkatimizi çekiyor. Demokrasiyi savunmanın en iyi yolu, yine demokrasiyi eleştirmek ve demokrasinin ortaya çıkardıklarına itiraz etmek. Mükemmel bir demokrasi geçmişte yoktu zaten. Onu en uygar yönetim şeklinde dönüştüren ve sürekli geliştiren şey, hep insanların yine onun ürettiği sorunlara karşı mücadelesi oldu.
İkinci Dünya Savaşının şiddetlendiği 1943 yılında yazar E. B. White, Amerikan propaganda organizasyonu Savaş Yazarları Kurulundan, 'bize demokrasiyi tarif eder misiniz?' sorusu içeren bir mektup alacaktı. Usta yazar, "Demokrasi, maçın 89'ncu dakikasıdır. Henüz ispatlanması tamamlanmamış bir fikirdir. İnsanlığın dinlemekten henüz bıkmadığı bir şarkıdır. Savaşın Yazarları Derneğinin bile, savaşın ortasında bir sabah, ne olduğunu merak ettiği şeydir" diye yazacaktı yanıtında. "Demokrasi, bir zamanlar insanlık için bir anlam ifade ediyordu" diyor Profesör Lepore, "Hâlâ çok ciddi bir anlam ifade etmeye de devam ediyor".
https://t24.com.tyazarlacemal-tuncdemineopatrimonyal-liderler-cagi-ve-demokrasi,25807
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2019.11.03 15:44 masalokucomtr Komik Fıkralar

Komik Fıkralar
https://preview.redd.it/8x8yd3e5hhw31.jpg?width=1024&format=pjpg&auto=webp&s=f43976d31fce72b06f0868351caf177dd1f70343

Aranızda Müslüman olan var mı?

Günlerden bir gün adamın birisi camiye elinde kocaman bir bıçakla camiye dalar ve cemaata sorar: – Müslüman olan birisi var mı? Cemaat korkudan sesine çıkaramaz, sessizlikten sonra yaşlı bir amca ayağa kalkar: – ben Müslümanım der. Bıçaklı adam ve yaşlı amca camiden çıkar, dışarıdaki inek sürüsünü gösterip: – Amca şunları kurban edeceğim fakat ben beceremedim yardım edebilir misin der. Yaşlı amca baya bir kurbanlık kestikten sonra ben yoruldum başka birisini bul der. Adam bu sefer kanlı bıçaklı camiye girer ve sorar: – Aranızda başka Müslüman var mı? Bıçakların kanlı olduğunu gören cemaat yaşlı amcayı kestiğini düşünür ve daha çok korkarak bir anda caminin imamına bakar, imam: – Ne bakıyorsunuz ula birkaç rekat namaz kırdırdık diye hemen Müslüman mı olduk?

Bir Daha Tartıl

Temel, temin ettiği küçük baskülle gelip – geçeni tartıp geçimini sağlıyordu. Müşterilerinden biri; Ula tart beni pakayım, kaç kilo gelıyrum, diyerek basküle çıkar, Otomatik baskülün göstergesinde kaç kilo geldiğini öğrenir ve çıkarıp Temel’e 100 bin lira verir. Tarı ücreti 50 bin liradır. Temel, ötesini -berisini araştırır, ceplerinin içini dışına çevirir. Paranın üstünü bulup veremez. Müşterisine ne önerir beğenirsiniz: – Hemşerum, bozuk param yok, bir daha tartıl da fit olalım.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Siz Direğinizi Alın

İlkokul müdürü Temel , okulunun daha bir fark edilmesi için hazırlattığı yön levhasını anayol üzerindeki elektrik direğine astırınca TEK yönetiminden resmi bir yazı alır. Yazıda elektrik direğine levha asmanın izne ve kiraya tabi olduğu belirtiliyor ve levhanın ya indirilmesi ya da belli bir ücretin ödenmesi isteniyordu. Yazıyı okuyan müdür Temel, kısa ve özlü yanıtını mektupla verir. – Biz levhamuzdan memnunuz. Siz direğunuzi oradan alın!

Seni Öyle Yaşatırım ki…

Devlet dairesinde memur olarak çalışan Temel bir gün kurum değiştirmek için müdürün karşısına çıkar, meramını anlatır: – Hapishanede gardiyan olmak isteyrım Temel, müdürünün de yardımlarıyla ceza evindeki işine başlamak üzere eski işyerina müdürü ile vedalaşmaya gelir. Müdürü Temel’e takılır: – oğlum işine bu kadar yardımcı olduk. Şimdi gidiyorsun, ne bir kuru teşekkür ediyorsun, ne de Allah razı olsun diyorsun. Bu ne biçim iştir? Temel saf saf yanıt verir: – Ey gidi müdürüm, senin bende emeğin çoktur. Teşekkür da bişey mi, sen bi içeri düş, bak ben seni nası kuru üzümle beslerim.

Tüm Bebek

Çocuğu olmayan biri Dr. Temel‘e başvurur. Temel, hastasını bir güzel muayene ettikten ve tahlil raporlarını gördükten sonra, müşterisinin dünyasını hepten karartmamak için önerisini söyler: -Bak hemşerum, mümkün değil senin uşağın olmaz. Ha böyle çok samimi arkadaşun yok midur? yanıt verir bey var, ama onun da uşağı olmayi…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Hangisi olsun?

Temel iş hanında çay ocağını işletmektedir. Üst katlardaki iş yerlerinden biri seslendi – Temel efendi, dört çay yap!… Biri açık olsun… Çaycı Temel yanıt verir: -Abi hangisi açık olsun?

Hangisi?

Temel diş doktoru olmuştur. Günlerden bir gün arkadaşı Cemal, endişe içinde Temelin muayenehanesine gider. – Ula öliyrım, dişim çok kötü ağriyi… Temel, hangi dişinin ağrıdığını sorar ve Cemal, sağ alt çene dişlerini gösterip; – Habu sıradaki dişlerin biri ağrıyi… der ve kesin olarak hangi dişin ağrıdığını gösteremez. Dişçi Temel, “Dur sana yardımcı olayım” deyip eline kerpeteni alır ve gösterilen sıradaki dört dişi çekip Cemal’in önüne koyar: – Ha bak bakayım, habunlardan hangisi ağrıyi da de baa!…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Abulama acıyrım

Temel’in eniştesi uzun zamandır prostat hastasıydı. Şikayetleri artınca, Temel eniştesini tanıdık bir doktora götürür. Doktor önce şikayeti dinler, ardından da sıkı bir muayene yapar ve teşhisini koyup ilaçlarını yazar. Çıkarken de hastasına: – Unutma, rahatlaman için sık sık boşaltman lazım, diye tavsiyede bulunur. Temel, eniştesi ile birlikte dalgın dalgın sokakta yürürken arkadaşı Cemal’e rastlar. Cemal sorar: – Ula nedir habu haln… Bişe mi oldi? Daha ne olacak, habu eniştemun prostatı azdı. – O da bişey mi, herkeste var, deyince Temel’in yanıt şöyle olur: – Ulu ben enişteme yanmayrım, abulamın çekeceği eziyete üziliyrım.

Ne deyi, bak bakalum…

Temel, turistik bir otelde resepsiyon memurudur. Görevde iken dahili telefon çalar, belli ki odalarda kalan turistlerden biri bir şeyler istemektedir. Telefonu açan Temel: Okey sör, yes sör… Vıy mösyö… derken yanıtının doğruluğunu da başını ‘evet’ anlamında sallıyordu. Uzun süren konuşma sonunda telefonu kapatan Temel yanındaki yabancı dil bilen arkadaşından rica etti: – Yahu, ya bak bakalum, 420’deki turist ne isteyi..
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Eczacılar düşünsün

Temel ile Fadime ocak başında sabahleyin sohbet ederken kapı zili acı acı çaldı. Fadime kapıyı açmaya giderken Temel arkasından seslendi: – Gelenler kimdur? Fadime de bunun üzerine gelenleri tek, tek sayar: – Uyy Teyzom gelmiştur, halam yaninda. Dayım, emicem, balduzim, uşakları, hepicuğu gelmişler, deyince Temel kendi kendine söylendi: – Eczaci düşunsin, anlaşılan bi kaç hafta doğum kontrol hapi kullanamiyacağum.

Ne olacak boşboğaz

emel’i durduran trafik polisi – On dakika önce kırmızı ışıkta geçtiniz beyefendi, deyince Temel sorar: Kim deyi benum kırmızı işukta geçtuğumi? Trafik polisi nazikçe: Beş kilometre ötede başkomiserimiz var, o telsizle bize bildirdi. Direksiyondaki Temel ne desin begenirsiniz? – Ula amma da boşboğaz başkomiserunız varmiş ha… Ağzinda pakla islanmayi…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Anana veririm

Temel epey yaşlanmışti. Arkadaşı Cemal ise ona bu ne- denle sataşıyordu Ula Temel, ölürken haber ver da öbür dünyadaki bobama anama seninlan mektup yollayayım. Temel kurnazca gülümser: – Olur, olur da bobağin bulamazsam anağan verırım, der.

Geçen yil elmaydı

Trabzon’a bağlı ilçelerden birinin adliyesinde iki hakim tartışıyorlardı. Karakolun arkasındaki büyük ağaç kiraz mıdır, yoksa armut mudur? Bir karar veremeyince hakimlerden biri; Biz niye böyle tartışıyoruz. Çay ocağı işleticisi Temel’i çağırıp ona soralım. Sorarlar: Temel efendi, karakolun arkasındaki şu görünen ağaç ne ağacıdır? Temel, az önce çay servisi yaparken kulak ucuyla tanık olduğu tartışmada taraf olmamak ve hakimleri birbirine düşürmemek için en politik yanıtını verir: -Valla hakim beylerim, hau görünen ağaç geçen yıl elma ağacıydı.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Şanssızluk!

Temel ihtiyarlamış, diz ağrılarına çare bulunur ümidi ile doktora gitmişti. İyi bir muayeneden sonra doktor: Amca, siz yaşlısınız, dizlerinizde damar sertliği var. Ama bunun tedavisi yoktur. Şayet perhiz yaparsanız biraz olsun rahatlarsınız, der. Temel, bir an düşünür ve sonra sorar: – Toktor bey, ya bak benum habu şansıma. Damar sertluğu bacağuma vuracağuna hau önemli yerime vuramaz mi idu?

Habu yaştan sonra mı?

Habu yastan sonra mı? Temel ile Fadime hayli zamandır birbirlerine aşıktılar. Fadime evlenmek istiyor, ama Temel bu konuda ihmalkar davranıyordu. Ama yine de yıllar böyle geçmişti. Bir gün Fadime evlenme konusunu Temel’e açtı: – Temelcuğum, artuk evlensak, sen ne dersin? Temel bu, kolay kolay tuzağa vurur mu, başını ‘hayır’ anlamına gelir şekilde salladıktan sonra şöyle yanıt verdi: – Doğri deysın Fadimecuğum ama, habu yaştan sonra bizi kim alır he?
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Biri geliyor, biri çekiliyor

Temel, oğlu Cemal’in küçük yaşta sayı saymasını geliştirmek için onu görevlendirmişti. – Oğlum, say bakalum, bir saat içinde deniz kıyısına kaç dalga gelecek. Baba Temel, bir saat sonra sonucu öğrenmek için Cemal’in yanına gidip sorar: – Uşağım saydun mi? Küçük Cemal oldukça sinirliydi: – Yahu boba, nesıni sayayim. Kıyiya bi dalga gelıyi, tam saymaya başlayrım, ikincısi gelırken, birincisi geri gideyi.

2 Hop, 1 Buyur

Temel çok acıkmıştı. Lokantaya gider, masaya oturur ama garson bir türlü yanına gelmez. Sonunda Temel seslenir: – Hey garson! . Hop! Garson yine gelmez. Garson efendi! – Hoop! Yine gelen yoktur. Son bir kez daha seslenir: – Oğlum garson! – Buyur. Fakat Garson yine gelmez. Temel, durumu şikayet etmek için kasaya bakan patronun yanına gider. Patron: Ne yediniz amca? – 2 Hop… 1 Buyur!
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Var mısın bahse?

Köy kahvehanesinde akşamcılar toplanmışlar, kimi kağıt oynuyor, kimi de pinekliyordu. Kağıt oynayanlardan Cemal saatine bakarak; – Vay anasını saat 12 ye geliy… Habu saattan sonra kari bizi eve almaz, dedi. Kahvehanenin diğer köşesinde oturmuş olan Temel, selesinde sattığı elmaları Cemala göstererek, Cemal kardaşım, al haburadan bir okka elma, o zaman yengem seni eve alır, diye öneride bulundu. Cemal gülerek; Bilsam ki kari beni eve alacak, haçan bi okka değil, on okka elma bilem alırım. Temel’in soruna bakışı daha başkadır: Var misın bahse? Sen iki okka elmayi al baa ver, gideyim sizin eve, bak bakayım yengem beni eve aly mi, almay mi?

Ara, ara ama…

Temel, alış – veriş için Rus pazarına gider. Gürcü bayan satmak için getirdiği tüm eşyalarını bir valizin içine doldurup teşhir ediyordu. Temel, valizin içinde işine yarayan bir şey var sa almak için habire karıştırıyor ama aradığını bulamıyordu. O sırada Gürci kadın da kendi diliyle sık sık yok’ anlamına gelen, Ara… Ara!… diyordu. Kadın ‘ara… ara…’ sözlerini arayıp bulma anlamında yorumlayan Temel sonunda dayanamayıp patladı: Ara… ara… deysın, ama bişe yok, ne arayayim de baa…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Köpek + balık…

Temel’in İstanbul’dan gelen konukları muhteşem villasını gezerken bayanlardan biri sordu: – Kız Fadime, siz çıldırdınız mı? Fadime konuğunun şaşkınlığını anlamıştı. Açıkladı: – Kız ne yapalum… Habu kocam Temel var ya, tuttur ki köpek besleyelim deyin… Ben da paluk besleyelim dedum. Soninda üç aşağı beş yukarı köpekbaluğunda karar kılduk.

Toptan bi defada

Temel ilkokul müdürüdür . Okulların açık olduğu bir dönemde kendisinin görüşü alınmadan tüm öğretmenlerinin nakilleri yapılmış, okulda yapayalnız kalmıştı. Kafası bozulan Temel sonunda telefonla Milli Eğitim İl Müdürlüğü’nü arayıp sordu: Müdür beyim, haçan haburda yapayalnuz kaldım. Uşaklar okuma bekleyi, siz da bi dünya yazi yazup cevap isteysunuz, diye sitem etti. Karşı telefondaki müdürün sesi rahatlatıcıdır: – Vaziyeti idare et evladım Temel’in yanıtı ise şöyledir: – Olur müdür beyum, haçan bütun yazılara yıl sonunda toptan bi defada cevap veririm.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Ölisi bile…

Temel’in eşi Fadime ve arkadaşları akşamdan toplanıp mısır koçanı ayıklıyorlardı. Herkes kendi kocasını överken Fadime de kocasını övdü: – Temel tıpkı paluk gibin yüzer, dedi. Tam o sırada koşarak gelen bir çocuk Temel’in takasının firtunada alabora olduğunu söyler. Fırtına bir yana, zifiri karanlık nedeniyle herhangi bir kurtarma çalışması yapılamaz. Aradan üç gün geçtikten sonra Temel’in cesedi karaya vurur. Arkadaşları Fadime ye hatırlatırlar: – Hani, Temel’un paluk gibin yüzerdi? Fadime sinirli sinirli yanit verir: Gözünuz kör midur, görmey misunuz? Kocamın ölisi bile yüzerek kıyıya geldi. Siz isa baa hala inanmaysunuz.

Sen bilmeysun!

Doğu Karadeniz deki yayla şenliklerine katılan Ankaralı bir yurttaş, oluşturulan geniş horon halkasının yarattığı neşeli ortamda kendini tutamaz, Temel’i koluna ilişip horona girer. Ankaralı horon oynamayı bilmediği için daha ilk hareketinde uyumu bozduğunu gören Temel sabredemez ve kolundaki konuğunu uyarır: – Ula hemşerum, sen bu horoni bozaysın, çık dışarı…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Yalansa o zaman…

Temel çevresini saran gençlere cesaret aşılıyordu Siz istersenuz her işte başarili olursunuz. – Mesela, pen Ay’a çiktuğum zaman… Gençlerden biri kendini tutamayıp kıs kıs gülünce, -Ama haşimdik ayıp edeysunuz . İnanmaysanuz , çikun Ay’a bakun. Eğer kırkbeş numara ayakkabim izi yoksa, gelın habu yüzüme tükürun.

Bunu mu getiririm?

Temel , yaşlı ve çirkin karısı Fadime ile bir iş için İstanbul’a gider. Konaklama amacı ile bir otele girer ve oda ister. Resepsiyon memuru Temel’den evlenme cüzdanı isteyince, sinirlenen Temel; Ula baa baksana. Ben habu otele kari getırsam habuni mi getırırım? diye Fadimeyi gösterir.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Yıln yemeği

Fadime’nin pişirdiği kuru fasulye ‘Dünya Yılın Yemeği Yarışmasında birinci seçilmişti. Jüri yemeği nasıl pişirdiğini sorduğundan Fadime tarif ediyordu: – ondan sonra biraz da limon kolonyasi katacaksun. Jüriden bir üye hayretle nedenini sorunca, Fadime’nin yanıtı şöyle olur: – Kocam Temel, günde üç oyin kurifasülye yer. Haçan kolonya katmazsan yanında nasil yatarum, deyin baa?…

Arabanız mı var?

Turistik otele gelen müşteri kapıda görev yapan Temel’e sordu Garajınız açık mı? Hazır cevap Temel’in yanıtı şöyledir: Uyyy… Yoksa sizun arabanuz mi var?
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Köpeğe ihtiyaç yok

Evi ormanın hemen kenarında bulunan Fadime’ye İstanbul’dan gelen konuğu Nazime tavsiyede bulunuyordu: Fadimecuğum, benden saa akıl olmasun ama, bir köpeğunuz olsa iyi olur. Haburada yabani hayvanlardan korkmay misunuz? Hiç olmazsa bi tüfek bulundurun evde. Fadime oldukça rahat bir havada yanıt verdi arkadaşına: – Ey gidi Nazime, korktuğun gibi değil. Bizum Temel oyle bi horlay ki, ormandaki heyvanlarun hepisi kaçacak deluk arayi…

Vururim oni…

Temel, garsonluk için açılan sınava girmişti. Sınav komisyonu üyeleri Temel’in sinirlilik durumunu ölçmek için sorarlar: – Bak, Temel sen garson olacaksın. Masadakiler fazla içip sana ters davranırlarsa ne yaparsın? Temel hiç düşünmeden ve en emin şekilde yanıt verir: – Ne yapacağum, usuli dairesinde aşağı alırım.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Zelzele ye karyolalar

Sarp sınır kapısının açıldığı dönemde Doğu Karadeniz’de turistik oteller Nataşalarla dolup taşıyordu. Bir sabah Temel ile arkadaşı Cemal turistik bir otelin önünden geçerken kapı önüne atılmış hasarlı karyolaları görürler: – Cemal Uyyy… Habu karyolalara ne oldi haboyle? diye sordu Temel dudak alundan kis kis güldükten sonra: -Ya bak habu kafaya… Dün gece zelzele oldi, senun haberun yok mi? Bú yanıt karşısında Cemal daha da şaşır. Ama bizum ev hiç sarsılmadi. İşte tam sırasıdır. Temel bu kez taşı gediğine koyar: – Ula kafasuz Cemal, zelzele otelde oldi, otelde…

Niye Dursunali?

Temel’i babası azarlıyordu Ula sen aptal misun? Beş uşağın adi da aynı olur mi? Başka ad mi yokti? Temel kendini savunur: – Ama boba, sen her zaman Dursun emicam ila Ali dayimun yarum akilli olduğını söylemez miydun? Uşaklarım tam akilli olmasi içun meçburen hepsine Dursunali adını verdum.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Yeni Bitiyor

Rize deki ilkokulların birinde öğretmen resim dersinde çay bitkisinin resmini yapmalarını öğrencilerinden istemişti Dersin sonlarına doğru tüm sıraları gezip öğrencilerinin resimlerini gören öğretmen küçük Temel’in yanına gelince hayretini gizleyemeyip sorar: – Oğlum Temel, hani senin resmin? öğretmenum aha, görmey misın? Temer, (A4) kağıdı ebatındaki resim kağıdının ortasına sadece bir nokta koymuş, onu gösteriyordu. -Oğlum bunun neresi çay?, – Öğretmenim görmey misın, o daha ufacuk, büyüycek.

Sus!.. Sus!..

Temel, Devlet Hastanesinde check up yaptırmıştı. Dışarıda sonucu merakla bekleyen arkadaşı Cemal, Temel’e sordu: – Ne oldi?, ne oldi? Temel sus işareti yaparak Cemal’in kulagina eğilip fısıldadı: -Gizlu şeker… -Neee? – -Gizlu şeker… -ula anladum.. Anladum ama, niye kulağuma fısıldaysun oni, oni anlamadım. Temel sonunda patlar: -Ula amma kalın kafalisun, gizlu şeker deyruk da… Giz-lu şe-ker.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

13 Ay…

Öğretmen Hayat Bilgisi dersinde Yeni yıl’ ünitesini işlerken bir yılda kaç ay, kaç gün ve kaç hafta bulunduğunu da öğretmişti. Öğretmen öğrenim seviyelerini saptamak için sınıfta ki öğrencilere teker teker soruyordu. Sıra Temel’e gelince ona da sordu: – Temel yavrucuğum, söyle bakayım, bir yılda kaç ay vardır? Temel hiç düşünmeden yanıtlar: – 13 öğretmenim… Ama oğlum, ben geçen derste 12 ay var demedim mi? Demesine dedin öğretmenim ama, evde babam da sordi, ben 12 dedım. -Doğru demişsin. – Hayır öğretmenım, doğri demedım, bobam enseme şamari indirup, remezan’ı unutıysın deyip, yılın 13 ay olduğuni söyledi.

Ayri ayri uğraşmaktansa…

Bir Ramazan günü İstanbul’daki Yeni cami etrafında dolaşan Temel; bir sürü dilenciden sakat birinin: – Büyük Allah’ım dizlerime derman ver yürüyeyim, gözlerime nur ver göreyim, kulağımı aç işiteyim, diye durmadan dua ettiğini duyunca dayanamaz: – Ya bak habu ahmak kafaya… Allah’un başka işi yok da senin her bir yerin lan ayri ayri mi uğraşacak. Yapar yenisıni da olur biter, dedi.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Ezberlemiyecekmiş…

Az önce bayiden gazete alan Temel, biraz sonra aynı gazeteden dört tane daha almak isteyince tezgahtar merakla sordu: -Az önce aynı gazeteden bir tane almıştın. Şimdi bu dört gazeteyi ne yapacaksın? Temel: – Ezberleyeceğumi mi sandun, anlamay misın da?!

Gene peynir ve yağ yiyesi geldi

Fi tarihinde Karadeniz de ulaşım deniz yoluyla yapılıyordu. Güzel bir havada motorlarına tereyağı ve peynir yükleyerek denize açılmışlardı. Yarı yolda deniz birdenbire patlamış, kuduran dalgalar motoru bir fındık kabuğu gibi oradan oraya sürüklüyordu. Yağ fiçıları, peynir tenekeleri hep denize dökülmüştü. Zor şer Zonguldak limanına girip karaya çıktıklarında Topal İlyas bir daha denize açılmamak için “üçten dokuza şart” etmişti. Bir kaç gün sonra deniz sakinleşmiş, adeta bir çarşaf gibi olmuştu . Arkadaşı Temel , Topal İlyas’ı kandırıp tekrar yola çıkmak istiyordu. Temel, ısrarla: Ula bak… Denuz tümdüz duruyi, hayde gidelm daa, diye sıkıştırıyordu. Topal İlyas ise kararlıydı: -Ula inanma. Denuzun gene peynir ve yağ yiyesi var da onin içun tümdüz duruyi… Anlamay misu- nuz….
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Ey gidi eski günler…

Evliliklerinin üzerinden 40 yıl aşkın bir zaman geçmişti. Bir sabah Fadime, kocası Temel’e: -Ula hiç uyutmadın beni gece… Sabaha kadar horladın durdun, diye sitem etti. Nüktedan olduğu kadar hazır cevaplığı ile de ün yapan Temel, eşinin bu sitemi karşısında kıs, kıs güldükten sonra şöyle yanıt verdi: – Ey giyi ey… Habu benım horlamaların eskiden saa hep muzik gibi gelırdı… Eskiduk değil mi?

Gözüme bakarsan…

Temel Kozlu da çalışıyordu. Memleketten yeni gelmiş olan hemşehrisi Zonguldak’a nasıl gidileceğini ona sordu. Temel, Zonguldak’a gidiş yolunu tarif ederken hemşehrisi bön bön gözünün içine bakar durur. Temel tarifini bitirince, hemşehrisi Ula olayım canuğan, anlamadum, de baa bi daha… diye yakarır. Sabri tükenen Temel patlayıverir: – Kafasuz adam, gözume bakarsan saplanursun ha şu dağa, elimun ucuna bakarsan gidersın Zongul- dak’a… Anladın mi?
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Senin niyetin bozuk!

Temel tüccardır. Herkes onu dürüstlüğü, çalışkanlığı, iyilikseverliği ile tanır. Kardeşi Cemal de öyledir.İki kardeş birlikte ticaret yaptıkları dönemde evin ihtiyaçlarını ilçe pazarından daha ucuza sağlıyorlardı. Ağabey Temel, kardeşi Cemale ilçede pazarın kurulduğu günlerden birinde; Cemal, bir hafta pazardan alış verişi sen yap. Pazarcı kadınlarla iyi pazarlık yap, aldatmasınlar SENİ, diye tembihledi. Tembihledi ama Cemal’in yanıtı hiç de beklenilen şekilde olmaz: -Ben karilarlan pazarluk edemeyrım, utanıyrım. Şakacı, nüktedan Temel burada da altta kalmaz, Cemal’in ağzının payını verir: Senin niyetin bozuk, elbette pazarluk edemezsın!

Habu boyumlan…

Kasabanın kahvesine iri yarı, elinde bir de kamçı olan birisi girerek oturanlara sorar: – İçinuz da Temel hanginuzdur? Bir dakika önce gürültüden kaynayan kahvede nefesler tu tulmuş, çıt çıkmamaktadır. Öte başta oturanlardan ufak tefek biri ayağa kalkarak; – Penum, ne olacak? dedi. Bunun üzerine soran adam; “Penum” diyeni bir güzel, evire – çevire patakladıktan sonra hiçbir şey söylemeden çekip gitti. Kahvedekiler; – Yahu, sen Temel değil, Ahmet’sın. Niçun hau heriften dayak yedun? diye sorunca dayak yiyen Hasan; – Habu boyumlan kandırdum oni; anlayın da… dedi.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Oy gözuni sevduğumun ati…

Temel, bir gün İstanbul’da hipodroma gider. At yarışı yapıldığını görünce, nasıl oynandığını öğrenir ve müşterek bahise girer. Yarış başlar. Temel’in üzerine oynadığı at en sondadır ama O yine neşelidir. Kaybetmiş olmanın yürek ezikliğiyle şöyle der: – O gözuni sevduğumun atına bak. At deduğun ha boyle olur, bakın bütün atlari nasil katarlayi (kovalıyor).

İnceluğa bak

Temel, İstanbul’a yeni gelmişti. Gittiği her yerde yerel şive ile konuştuğundan garipseniyor, kimileri de dudak ucuyla gülüp küçümsüyorlardı. Buna fena halde içerleyen Temel sonunda dayanamayıp parladı: – Ula baa bakın bakayım… Siz dersuğuz fındık, biz deruk finduk, siz dersuğuz avukat, biz deruk abukat, siz dersuğuz amca, bir derik emice… Habunun hangisu kaba? Bizdeki inceluğa bak, inceluğa…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Tabanca kime yakışır?

Fi tarihinde Tonya’nın Karşular Mahallesi’nde düğün yapılıyordu. Gelenek gereği erkekler tabancalarını çekip havaya ateş ediyor ve bir yerde tabancalarının üstünlüğünü göstermeye çalışıyorlardı. O sırada komşu ilçelerden birinden gelip düğüne katılan Şakir adındaki konuk, tabancasını çekip bir şarjör mermiyi birbiri ardına havaya saydırınca Temel, yanındaki Cemal’i dürttü; – Habu adam da kimdur, ilk defa göriyrim? Cemal, ateş edenin komşu ilçeden Şakir olduğunu söyleyince Temel; – Yazuk tabancaya, yazuk!… diyerek görüşünü belirtir.

Geldim da gitmeyrim

Temel 10 günlüğüne İstanbul’a gidecekti. Daha ucuz olur düşüncesiyle denizyolunu tercih edip Kadeş vapuru için gidiş -, dönüş bileti alır. İstanbul’a 10 gün için gelen ve aradan 1 ay geçtikten sonra Temel’e rastlayan arkadaşı Cemal sorar: – Ula Temel, hani 10 günlüğüne geldıydın, gidiş – dönüş bileti aldıydın? Temel, dudak ucuyla güldükten sonra yanıtını verir; – Sorma Cemal, Tenuz Yollarina kazuk attum. Cemal, şaşkın şekilde sorar: – Nasi ettun o işi he? – Piletumi gidiş – geliş aldıydım ya; geldım ama gitmeyrım, Tenuz Yolları peklesun dursun beni…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Sen gıdıklanmaz mıydın?

Karadeniz kadını inek beslemeyi sever. Fadime, ilk kez doğum yapan ‘Sarıkız’ adlı ineğini sağıp sütünü almak istediği her girişiminde inekten yediği tekmeler sonucu maşrabası bir yana, kendisi öte yana düşmektedir. Yaşadığı kötü durum kocası Temel’e anlatan Fadime çözüm sorar: – Ula habu sığır baa süt vermeyi… Tekmeleyi… Ne yapayım? Temel her zaman ki nüktedanlığı ile akıl verir: – Ece Fadime, ben habu bizum sığıra hak verıyrım. Evlendığımızun ilk günlerinde ben senin memene tutardım da sen beni tokatlamaz mıydın?

Çakallar mi yesun oni?

Katil suçundan yargılanıyordu. Hakim: – Arkadaşını vurduktan sonra karayemiş dalına asmışsın, neden yaptın bunu? Anlat bakalım deyince Temel: – Üyy hakim bey, asmayaydım da çakallar mi yiyeydi oni?.. der.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Unutkanlık

Temel, eskiyen şapkasını yenilemek için köyünden yürüyerek yola çıkar. Evinin bir kilometre kadar aşağısındaki oto yoluna indiğinde evde birşey unutmuş olacak ki, oğlu Cemal’e varsesiyle çağırmaya başlar: – Ulaaa Cemaaaal! – Ulaaa Cemaaaal! Cemal yanıt verir: – Ne vat bubaaaa! – Ula habu kafamun ölçisini yastuğun altunda unuttum. Çabuk getir oni baa!

Vermedunuz ki isteysınuz

Temel, sürücü ehliyetlerinin Emniyet Müdürlüklerince verildiği dönemde ehliyetten önce araba almıştı. Bu nedenle de ehliyetsiz araba kullanıyordu. Bir gün trafik kontrolünde yakalanır ve polis evrakını ister: – Lütfen ehliyetinizi veriniz? Temel, cezayı yiyecektir bunu bilir ama, derdini de söylemeden edemez: – Eee ha bu olmadi memut bey. Baa ne zaman ehliyet verdunuz da isteysunuz?
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Hesap tuzlu olunca…

Temel, ilk kez geldiği İstanbul’da lokantaya gider. Yeriçer, hesabı ister. Gelen pusulada ‘garsoniye’ rakamını görünce garsonu çağırır: – Uşağum habu nedur? Çorba içtum, köfte yedum, salata da… Hepisi doğr… Habu garsoniye da nedur? Pen yemeğu yalınız yedim, siz gatsoni da ortak ettunuz. O halde bölun hesabi ikiye bakayım.

Kızdi baa herhalde…

Temel, Trabzon’da sinemaya gider. Gişeden bilet alır. Gösterim kapısından tam içeri girerken kontrol görevi yapan kişi bileti elinden alıp yırtar. Temel buna akıl erdiremez. Gişeye döner, yeniden bir bilet alır. Kapıdan girerken biletini tekrar yırtarlar. Tekrar gişeye döner, üçüncü kez bilet alırken gişedeki görevli durumu fark eder ve sorar: – Sen demin bilet almadın mı? Yoksa karaborsa mı yapıyorsun? Ne yaptın demin ki bileti? Temel, derdini anlatır. Yahu ben bilet alıytım, kapıdaki adam bağa kızmiş herhalde, bileti elimden alıp yıttayi oni… Baa bi bilet daha ver, belkim bu sefer yırtmaz!…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Başıma dert olursun

Temel, İstanbul Mahmutpaşa’da işportacılık yaparken aynı meslekten İdris ile kapışır. Yumruklar, tokatlar birbirini izlerken, sıkışan İdris belinde – ki tabancaya asılır. Temel ise Sürmene yapısı bıçağını çekerken, İdris’e seslenir: – Yoo dur bakalım… Tabancan alışmazsa başıma dert olursun, sen de biçak al da gel…

Radyo da dinlensin

Kurtuluş günü nedeniyle TRT Trabzon Bölge Radyosu kemençe, davul, zurna havaları çalıyordu. Meydan Parkı bu ne- denle uklım tklımdı. Saatlerce süren bu yayınla herkes adeta mest olmuştu. İki dakika önceye kadar radyoyu pür dikkat dinleyen Temel, batı müziğinin başlamasıyla adeta irkilerek kendine geldi. Sonra parka hizmet eden garsonlardan birine seslendi:- Ula uşağum, azacuk yanıma gelsana… Garson, müşterinin birşey ısmarlayacağını sanarak Tem- el’e sordu: – Buyrun efendim, birşey mi emtettiniz? Temel, epey yorgunluk ifadesiyle şöyle dedi: Uşağum habu sizun radyonun ayari iyi giderken birden bozuldi. Herhalde kafasi şişdi. Kapatta biraz dinlensun…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Niye yok midur?

Temel, gazetecilikte daha adaylık dönemini yaşamakta ve Trabzon’dan İstanbul’daki haber merkezine telefonla haber yazdırmaktadır. Ancak, telefon hatlarındaki arıza nedeniyle söyledikleri karşı taraftan anlaşılamamaktadır. Haber merkezindeki şef anlayamadığı ‘Trabzonspor’ sözcüğünün kodlanarak söylenmesini ister. Temel, başlar:Trabzon’un (T) si… – Tamam. – Trabzon’un (R)’si… – Trabzon’un (A) st… Trabzon’un (B)’ si… deyince şimdiye değin susan karşı taraftaki şef; – Oğlum Temel, sen ne diyorsun. Ne biçim kodla- ma bu böyle? diye çıkışınca Temel kendinden emin şu yanıtı verir: – Ne deysun şefim, Trabzon’da babu harfler yok midir? ©

Hoppala!…

Temel, tanıklık yapmak için mahkemeye çıkar. Hakim, hüvviyet tesbiti için belli sorular sormaya başlar. Doğum tari. hi, doğum yeri, baba adi, ana adı gibi… Anasının adının sorulması Temel’in tuhafına gider; o da ha- kime sorar:Benum anamun adıni mi soraysın hakim bey? Hakim biraz bozulur ve Yok, benimkini… der. Bunun üzerine Temel, rahatlar. Haçan hakim bey, ben senun anağun aduni nere- den bileceğum.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Aldatamadım

Temel de diğer komşuları gibi geçimini denizden sağlar. Takasi ile çıktığı balık avından her seferinde bol avla dönerken, nedense son seferinde hiçbir şey yakalayamaz. Akşam eve döndüğünde eşi Fadime sorar: – Ula Cemal, hani paluklar? Temel, balık avlayamadığı için üzgündür ama, karam- sarlığının eşini de etkilemesini istemez, işi şakaya vurur: – Ne yapayım Fadime… Habu pen bugüne kadar baluklari aldattum; şimdi ise onlar peni… Vurmadiler oltama…

Nasi anlarum?

Temel, yeni aldığı şemsiyeyi terziye götürür, bir delik açmasını ister. İster ama, terzi bunun anlamsız olduğunu, ya- parsa şemsiyeye yazık olacağını söyler ve ilavç eder: – Beni dinlersen, şemsiyeye delik açmayalım. Temel, kararlıdır ve itiraz eder: – Ula, ne anlamaz adamsun, yağmurun dinduğuni sonra nasil anlayacağum?
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Sığırlardan da becit misin?

Karadeniz kadınının inek beslediğini ve ineğini çok sev: diğini herkes bilir. Temel’in eşi Fadime de inek hastasıdır. Bir akşam üzeri ahıra inip ineklerine yal verdiği sırada eve gelen Temel, mutfaktan seslenir:Kuuz Fadimcce!… Çabuk sofrayi kur! Çok ac oldum. Fadime ahırdan doğru yanıt verir: – Götmey misın haburda işim var. Sığırlara yal veriyrım. Sen sığırlardan becit misun, otur da bekle!.

O zaman binmezduk

İstanbul’da Beşiktaş – Eminönü otobüsüne binen Temel ayakta kalmıştı. Üstelik otobüs yağmur nedeniyle tıklım tıklım doluydu. Yol boyu her durakta inenden çok binen vardı. Bi- letçi de bir yandan:İlerleyelim arkadaşlar… İlerleyelim!… diye ikaz ya- parak gelen yolculara yer sağlıyordu. Her durakta aynı şekilde ikaz yapan biletçiye kızan Temel, sonunda dayana- mayıp sesini yükseltti: Has deysın, eyi deysın, ilerleyelum, yürüyelim deysun ama, haçan yütüyeceğduk o zaman otobosü binmezduk.
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Büyük – küçük farkı

Temel, iyi bir yönetici, kültürlü bir ilkokul müdürüdür. Günlerden bir gün, birinci sınıfların eğitim çalışmalarını izlemek için sınıfa girer. Öğretmen karatahtaya, (yeni yıl gel- di) fiş cümlesini asmıştır. Ancak, cümle başı olan (Y) harfi büyük, yani kapital olarak değil (y) şeklinde küçük harf olarak yazılıdır. Müdür Temel, öğretmene sessizce: – Hocam, o (y) harfi büyük yazılmayacak mıydı? Öğretmen fiş cümlesindeki (yeni yıl geldi) yazısının tüm sınıfın uzaktan rahatça okunması için büyük şekilde yazmıştı. Bu görüşle Müdür Temel’e: – Müdür beyim, görmüyor musunuz büyük büyük yazdım. – Yoook… O (y) harfi o haliyle büyük değildir. – Canım, daha ne kadar büyük yazacaktım Müdür Bey! – Kardeşim, bu (y) harfinin bu haliyle lm. 2m. hatta tavandan döşemeye değin uzatsan yine de küçüktür, anla artık.

Çürük kafa

Köy merasının taksimi işinde çıkan kavgada Temel, arka- daşı Cemal’in kafasını yarmış iş mahkemeye intikal Gtmişti. Mahkemede C. Savcısı iddianameyi okuduktan sonra sıra Temel’in savunmasına gelince masumane şöyle dedi: – Uyy Hakim bey, ben ne bileyim habunun ka- fasının habu kadar çürük olduğun… Bi vurdum kafasi içine geçti…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Bedava haber yok

Temel nüktedanlığı ile sevilen – sayılan ve aranılan bir kişiliğe sahiptir. Uzun süre ortaklıkta görünmeyen Temel’e çarşı ortasında rastlayan arkadaşı Cemal nükte ile karışık sataşır: – Ula Temel, seni öldi dedilerdi, nereden çıktın geldin böyle? Her zamanki hazırcevaplılığı ile tanınan Temel gülümsedikten sonra şöyle dedi: -Açıkgöz… Bobandan haber soraysan, ver kahve paralarını da konuşalım. Öyle bedavadan haber yok.©

Hani reçeten?

Temel’in çalıştığı eczane o gece nöbetçiydi. Her zamanki gibi müşteriler tek tük geliyordu. Gecenin ilerleyen saatinde eczanenin kapısı tekme gürültüsü ile açıldı ve içeriye elinde tabanca olan maskeli bir soyguncu girerek, Temel’e seslenir: – Kasadaki paraları çabuk boşalt!… Temel, işin ciddiyetini kavramıştır ama yine de söylemeden edemez: – Ula deli misun, nesun? Hani reçeten?
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Amorti niye yok?

Temel, Spor – Toto oynamıştı. 13 artı 1 tutturup köşe ol- mak istiyordu. Bir hafta boyu çeşitli hayaller kurdu bu nedenle Hafta sonunda tüm maçlar oynanmış sonuçlar ilan edilmişti. Temel, yine hüsrana uğramış, ancak son iki maçı tutturabilmişti. Yeniden Spor – Toto oynamak için gittiği bayiye sordu: – Haboyle iş olur mi hiç? Son iki maçı bildum, amor- tisi bilem yok…

Nuh tufanında taka…

Temel, her konuşmasında kendi sülalesinin çok eskilere dayandığını iddia ediyordu. Yine böyle bir konuşmasında ipin ucunu o kadar kaçır dı ki; Bizum sülale Yusuf Peygambere kadar gideyi, der. Arkadaşları Temel’in bu denli atmasına içerlerler ama gugırın sürmesi için havayı bozmazlar, Dinleyenlerden Cemal atılır: – Ula çok ataysın… Nerdeyse sülaleğun Nuh Pey- gamber’in gemisune binduğuni söyleyecesun… Bu sözlere alınan Temel, söz altında kalmaz, yanıtını şöyle verir; O kadar da değil, bizumkilerun o zamanlar kendi takalari var imiş…
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Zam geldi de…

Temel çok kötü şekilde üşütmüş, o nedenle de hasta- lanmıştı. Arkadaşları arabaya atıp doktora götürdüler. Doktor, Temel’i bir güzel muayene ettikten sonra onu getiren arkadaşlarına “Bi dakika…” deyip onları muayene odasının dışına çağırdı. Belli ki, Temel duyup morali bozulmasın diye hastalığın ciddiyeti konusunda arkadaşlarına birşeyler söylecekti. Bir – iki dakika sonra doktor odaya girip reçete yazmaya başlayınca Temel de elbiselerini giymiş, ayakkabılarının bağını bağlarken sordu: – Toktor bey, aca kaç metreluk kefen yazaysın? Ke- fcnc zam geldi da…

Patlama… Biletçi bilir.

İlk defa İstanbul’a gelen Temel ile Cemal tramvaya biner- ler. Biletçi her durakta durak adlarını söyledikçe yolcular da iner. Biletçi bağırdıkça inenleri gören ve henüz İstanbul’u bil- mediği için heyecanlanan Cemal arkadaşı Temel’e; Ula, biz nerede ineceğuk? diye sorar. Temel, arkadaşını küçümseyerek yanıtlar: – Patladun mi? Helbette bezum da ismimuzi soyleyecak, piletçi nerede ineceğumuzi bilur.,
Temel FıkralarıEn Komik FıkralarFıkralar

Ördeğin beline geliyor

1990 yılı Haziran’ında Karadeniz’de büyük sel felaketi yaşanmıştı. Bu.nedenle dereler / çaylar taşmış, çevresine büyük zarar vermiş, çoğu köprüler sele kapılmıştı. Temel ile Cemal selden sonra köye döneceklerdi ama sel, köyün köprüsünü alıp götürmüştü. Dere kenarına gelen Te- mel ile Cemal çaresiz ne yapacaklarını düşünürken, Cemal birden atıldı: – Uyy!… Temel ya bak ha şu ördeğa… Yüzup karşiye geçti. Onun kadar olamayruk. Temele yanıt vermeye fırsat vermeyen Cemal, kendini sel sularını attı. Tabii ki Cemal sel sularını kapılıp giderken ‘İmdaaat!’ diye bağırması boşunaydı. Biraz sonra Temel’in ahlanıp / vahlanıp ağladığını görenler nedenini sordular. Tem- el, Cemal’in sel sularına kapıldığını üzüntü ile anlattıktan sonra; – Ben da bişey anlamadım. Demincek karşiya bir ördek geçti. Su ancak beline kadar gelıyidi. Cemal suya daldi, kayboldi – gitti.

Ahmak mi sandun beni?

Fi tarihinde Temel, radyo satan bir dükkanın önünden geçerken kulağına kemençe sesi gelir. Derhal dükkandan içeri girer ve sesin radyodan geldiğini öğrenir. Radyonun £i- yatını Sorar ve satın alır. Radyocu radyonun nasıl çalıştığını bir güzel anlatır ve Temel’i uğurlar. Temel, akşam köydeki evine gider, radyosunu kurar ve istasyonu çevirir. Fakat radyodan kemençe sesi yerine alafranga müzik sesi gelir. Buna fena bozulan Temel, ertesi gün soluğu radyocuda alır ve hışımla sorar: – Ya bak baa bakayım, sen beni ahmak mi sandun? Habu radyo kemençe çalınayi!…

Kaynak: https://masaloku.com.tkomik-fikralar
submitted by masalokucomtr to u/masalokucomtr [link] [comments]


2019.11.01 22:21 negative_tenebrais İshak'ın Güncesi

(FanArt)
  1. Kısım - Ali
merhaba. bu günceyi aklıma gelen her ihtimale karşı, geride bir iz bırakmak için yazıyorum. öğrendiklerim silinip gitmesin, sesim kaybolmasın istiyorum.
ben İshak Çiçek. 21.03.1980, sakarya doğumluyum. ailem çok önceleri doğubayazıtdan sakaryaya göçmüşler. nedenini bilmemekle beraber (sanıyorum ekonomik nedenler, ben kendimi sakaryalı olarak addediyorum), yine sakarya üniversitesinde fen bilgisi öğretmenliği okudum, o süreçte maalesef annemi kaybettim ve okulu bir yıl uzatıp 2001 yılında mezun oldum. babamla yalnız kaldığımızdan, kuzgunluya tayinim çıkınca onu da götürmek istedim ama kendisi annemin kabrini yalnız bırakmak istemedi. yaşlılığından ve deprem travmasından dolayı bu kederli ortamda onu bırakmak istemesem de, ısrar etmekten yorulduğum için, onu, okulda tanıştığım ve benim tayinim çıktığı sırada hala son sınıfta okuyan nişanlıma emanet ederek kuzgunluya doğru yola çıktım.
idealist bir öğretmen olmanın heyecanı içerisinde, yaşayacağım şeylerin karanlık doğasından milyonlarca kilometre uzağındaki bir saflıkta kasaba otogarında indim. daha önce muhtarı aradığımdan beni o karşıladı ve lojmana kadar eşlik edip kasabayı üstün körü ama neşeli bir sevecenlikle anlattı. muhtar, sonunda bir öğretmen geldiği için mutluydu. sürekli gülümseyen, kara gözlü bir adamdı. yakınlarda bir kasabadan daha bahsetti, o yol çok kullanılmaz, birbirimizi de pek sevmeyiz, lakin ben gide gele ordan evlendim hoca bey, yav insan dediğin baktığı gibi oluyor ya demişti o gün. şimdi biraz anlıyorum dediğini.
kuzgunlu kasabası hakkında ilk düşüncelerim bunca yıl sonra hala aklımda annemin gözleri gibi berrak duruyor, ne kadar ıssız ne kadar sınırsız bir yer diye düşünmüştüm.
küçük ve gelişmemiş bir kasaba olduğu için gelen öğretmenlerin hemen hepsi ilk ayında, araya birilerini sokarak gitmeye çalışıyordu. çelik fabrikası kurulmadan 7-8 yıl önce tabi, çok az imkan var. yeni öğretmen gelecek, atanan öğretmen gidecek derken neredeyse okulun tek hocası haline geldim o sıralar. yeni öğretmene büyük sorumluluk. dünyayı taşıyorum zannetmiştim.
ilk bir kaç ay, dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir hikaye gibi sıradan geçti. neşeli çocuklar, yeni öğretmen, çiçek olun, astronot denir hocam, resimlerde hep keçiler hep keçi resimleri.. kederli bir sevecenlikle, neredeyse tüm kasaba halkı beni kucaklamıştı. hatta inanır mısınız, bir keresinde orhan kuzgunlu bile selam vermek için sınıfa geldi ve derse katıldı (hala bu adamın üzerimdeki etkisi beni tüketiyor, hala varlığına kudretli bir şeymiş gibi davranıyorum, allahım beni affet, annem beni affet). şimdi düşünüyorum da, o gün çocukların tavırlarındaki değişiklik dikkatimi celbetmemiş değildi, lakin bu adamın efsane haline gelişindendir diye düşünmüşümdür herhalde. ayrıca gençliğimden olacak, neden bu adamın ilk haftasında bir öğretmeni sınıfta ziyaret ettiğine dair bir soru sormadım. insanları itaate zorlayan, başat bir aurası olduğunu inkar edemem. ilk haftamda bile beni etkileyen bir aura.. evet aura. bir fen bilgisi öğretmeninden beklenmeyecek laflar. şu an kendi mantığımda sığındığım şeylerin azlığına şaşarsınız.
ilk çocuk kaybolduğunda, henüz 3 aydır öğretmendim. kumral, yaşıtlarına göre hayli sakin bir çocuk. 19 ali. zeki, hatta belki kurnaz. annesinin yaptığı sıcak tandır ekmeklerinden bana sık sık getirirdi. tüm sınavlardan yüksek not alır ama asla sınıfta konuşmaz, ayrıca çantama kağıttan kuşlar bırakırdı. onun yaptığını biliyordum çünkü ödevleri kontrol ederken çantasında çokça o kuşlardan görmüştüm.
(ali ve altı kuş. bu çocuğun dikkat çekmek istediğinin farkındaydım. belki benimle konuşmak istiyordu. -tam altı kuş.- bu sürece dikkatli yaklaşmak ve pedagojik açıdan yanlışsız bir profil oluşturmak niyetindeydim. -tam altı..- beni anlamalısınız. ne olur anlayın, çünkü sadece iyi bir öğretmen.. kuş.. iyi bir öğretmen olmak istiyordum.)
sabah dersine girdimde gözlerim eksik bir yuvayı hemen tanıdı sınıfta. ali'nin derse neden gelmediğini sorduğumda, çocukların yüzünde garip ve nötr sayılabilecek bir ifade belirdi. kimse cevap vermeyince, alinin sıra ve oyun arkadaşı 83 kazım'a "yavrum ali nerede, hasta mı" dedim. kazım aynı nötr ifadeyle bana bakıp, hayatımın başka bir yöne (belki tersine) akmasına neden olacak o cevabı verdi;
"ali kim öğretmenim?"
şaşırdım. nasıl ali kim yavrum, sıra arkadaşın, dedim. cevap vermedi. cevabı bilmeyen her öğrenci gibi arkadaşlarına baktı. arkadaşları da sessizdi. ali kimdi. sınıf defterinde, kendi el yazımın arasından bile, 19 numaralı öğrencim, benim öğrencim, silinip gitmişti. hayır silinmemiş, hiç varolmamıştı. siz daha evvel, 9 yaşında ve hala sizinle konuşurken kekeleyen, kağıttan küçük kuşlar yapan, ödevlerine yıldız verirken gözleri parlayan, sıcak ekmek elini yakınca sizinde yüreğinizin yandığı bir çocuk kaybettiniz mi. ben kaybettim.
"çocukların bir yanlışlığı olmalı.. defter mi karışmış.." ders erken bitti. bu soru göğsümde yanan bir duman, ailesinin evine gittim. beni yine sevecenlikle karşıladılar. kadın tandırı çoktan söndürmüştü.
+"hayırdır öğretmen bey, çocuklardan sonra bizi de mi okutacaksınız."
- gülümsedim, gözlerim aliyi arıyordu. "niye olmasın, okumanın yaşı mı var efendim."
+"bakın hanım okuma bilmez ama benim ağabeyim bilgili görgülü adamdır, bana da öğretti çok şey. yetimhanenin muhasebeciliğini yapıyordu hatta. çok istedik aslında yetimhaneden bir çocuk almak, ağabeyimde yardımcı olacaktı hatta, orhan bey sık sık gelir gidermiş yetimhaneye, ağabeyim tanırmış onu. kırmaz beni dedi, yaa, kırmazmış ağabeyimi. ama nasip olmadı. iş güç. böylesi hayırlıymış. hanımla başbaşa kaldık."
- dayanamadım. "ali var ya. zeki de çocuk üstelik. dersleri çok iyi. sahi ali nerede, okula gelmedi bugün, onu soracaktım"
adam söylediklerimi yabancı bir dil konuşuyormuşum gibi dinledi. durdu. bir kere daha bir şeyler söyleyecek gibi oldu. ciddi olup olmadığıma baktı. öne eğilip "ali kim hoca efendi" dedi.
-ali, 19 numaralı ali. siz kayıt ettiniz ya okula, sizin çocuğunuz.
+öğretmen, sen hocasın bilgili adamsın, yarım saattir sana çocuğumuz yok, nasip olmadı diye anlattım. üstelik kaç aydır da buradasın. dalga mı geçiyorsun yoksa başka bir şey mi ima ediyorsun.
-bak mustafa abi. ben üç aydır buradayım. sınıfımda kim var, nerede oturur, ailesi nasıldır iyi bilirim. kendi çocuğunu nasıl hatırlamazsın, elimde yazılı kağıtları, kimliğinin nüshası var. azize yengenin taze ekmeklerinden getirirdi. kasabalı şakası mı bu.
azize yenge, karanlık ve boş gözlerle bana bakıyordu, "ben sana kiminle ekmek göndereyim hoca" dedi, sonlara doğru sesi çatallaştı. çocuğu yok diye suçluyorum zannetmişti galiba. ağlayarak içeri gitti.
+çıkar kimliğini çocuğun o zaman, diye bağırdı mustafa abi. eşinin ağlayışına hiddetlenmişti. lakin beni kovmak da yanlış geliyordu, gözlerinden okuyordum bunu.
-gel benimle, dedim. yolda muhtarı da alacaktık. en azından bu işlerden anlayan biri olsa iyi olur diye düşünmüştüm. bunlar çocuğun başına bir iş getirmiş olmasınlar dedim içimden. yalnızlığın verdiği korku bir zehirdir, bir yerde diziniz kırılır, sırtınız bükülür. ya eğilirsiniz, ya eğilirsiniz.
işte şimdi, size, hep beraber unuttuğumuz bir ali'yi anlatacağım. tek başına hatırlayacağıma hep beraber unuttuğumuz ali'miz. ne kararan bir belleğin ilk neziriydi ali, ne son olmuştu.

-----2. kısım - Hatırlamak----
(bir çok yanmış ve yırtılmış sayfa arasından, tarihi bilinmeyen o "olay"dan sonra yaşananları anlatan okunaklı kısa bir metin çıkar mektuptan)
...h..ge..d.. kal.. çi.. cad..
kur.. ley.. ayi.. ka.. so..
...kaybolan çocukların sayısı arttıkça, kuzgunluya geri dönmem gerektiği gerçeğiyle her gece baş başa kalıyorum. oradan ayrılmanın bedelini babamın hayatıyla ödedim. şimdi kendi karanlığımın içine bükülerek yıllarca kaçtığım bu gerçeklerin kemiklerime düğümlenmiş olduğunu farkediyorum. boşuna ödenmiş bir bedel.. belki karşılığında alevden bir sessizlik bağışlandı bana. belki tam karşılıksız değil. bu bir ceza. işkence tahtasının üzerindeki sabırsız kımıldayışımla beklediğim bir ceza.
filiz ile ilişkimizi devam ettiremedik. zaten onun sevdiği ve tanıdığı adam, yıllar önce kuzgunludaki o gece gitti. bu yüzden suçlayamam onu. aksine, bana kanser teşhisi konduktan sonra arayıp sorduğu için teşekkür edebilirim ancak. beni affet filiz.
diğer kaybolan çocukları neden takip etmediğimi soracak olanlar olabilir. fakat anlattığım gibi; ali'nin bıraktığı kuşları takip etmeseydim, onun varlığının bile benim hayal ürünüm olduğunu zannedebilirdim. beni ormandaki o mağaraya sürükleyen ipuçları için, gece kapıma gelen o genç çocuğa teşekkür ederim. eğer kim olduğunu bilseydim, onun avuçlarından öperdim. çünkü bu ızdırap dolu yaşantımın bir anlamı varsa, biliyorum ki ali'yi hatırlamak içindir. bellek bir panzehirdir. kasaba halkını bu zamandan ve mekandan kopartan şeyleri bulmak isteyenler, hatırladıklarını değil, unuttuklarını arasın.
mağaranın içinden çıkan merdivenlerin sonunda vardığı yere, bugün çelik fabrikası kurulmuş durumda. yani orhan kuzgunlu'yu bulacağınız yerler mutlaka dağ ve sorkun yaylası arasında ilmek ilmek dokunmuş bir örümcek ağının parçaları olacaktır. fakat eğer o ağda dolaşabiliyor, yine de hiçbir şey bulamıyorsanız, onun sizin bulacağından emin olabilirsiniz.
yankı çiçekleri, karanlıkta ali'min ismini haykırıyor. yoruldum. bu gece uyuyacağım, annemin sesi geliyor içeriden, kokusunu tenimde hissediyorum. beni çağırıyor. ali'de içeride galiba. kağıttan bir kuş kondu pencereme.
babamda geldi. gitmem lazım. gözlerinizden öperim. yarın kuzgunlu'ya gideceğim.
yarın kuzgunluya gideceğim.

yarın kuzgunluya gideceğim.

yarın bu işi bitireceğim.
----------------------
----------------------
----------------------
sevgili kahya ve abbas. ben ishak'ın eski nişanlısı filiz. maalesef ishak hocayı yıllar önce kaybettik. tedavi gördüğünü bildiğim için düzenli olarak arıyordum. aramalarıma cevap vermediği bir zaman endişelenip, hastaneyi aradım ama oradan ayrılmıştı. eşim ile evine gittik. kendisini bu mektubun başında vefat etmiş bulduk. biz gitmeden 2 gün önce hayatını kaybetmişti.
mektubun yanında ve etrafta bolca kağıt vardı fakat.. nasıl anlatsam bilmiyorum.. yazdıkları kararmış gibiydi. sanki kağıt ısınmış ve kararmış. bir çok kez kuzgunluya kendim gitmek istedim bu yazdıklarından, okuduklarımdan sonra. lakin eşim ve çocuğum için endişelendim. radyonuzu duyunca, bu metinlere sahip çıkacağınızı düşündüm. ama asıl önemlisi, ishak'ı unutmayın diye gönderiyorum bunları. ben son nefesimde bile kendi ailemi ve ishak'ı ve ali'yi unutmamaya yemin ettim. o yüzden onca zaman sakladım bunları.
bir de ishak'ı anne ve babasının yanına defnettiğimizde bizden başka kimse yoktu cenazede lakin, genç bir çocuğu da hayal meyal hatırlıyorum. ağlamaktan bitap düştüğüm için soramadım. eşimde bir öğrencisi zannetmiş. bu o mektupta bahsettiği ona yardım eden genç olabilir mi. ama öyle olsa, bunca yıl sonra hala nasıl böyle kalabilmiş.. yani.. aklım artık almıyor bazı şeyleri
ne olur bana deli demeyin. artık bu hatıratı yalnız taşımanın yükü ağır geliyor. inanılmak istiyorum çünkü ben ishak'a inanmamıştım. o öldükten sonra, avuçlarında o kağıttan kuşu bulunca, ona yaptığım haksızlığın, onu yalnız bırakmanın cezasını da böyle ödüyorum. kabulümdür.
sevgilerle.
filiz.
submitted by negative_tenebrais to KuzgunFM [link] [comments]


2019.07.29 11:13 Haberfutbol24 29 Temmuz Pazartesi Spor Haberleri

29 Temmuz 2019 Pazartesi Beşiktaş Haberleri
Beşiktaş, Bruno Martins Indi transferinde mutlu sona yakın!
Yeni sezon öncesi kadrosuna bir stoper takviyesi yapmak isteyen Beşiktaş'ın Championship Ligi ekiplerinden Stoke City'de forma giyen Hollandalı savunmacı Bruno Martins Indi'yle ilgilendiği iddia ediliyordu. Siyah Beyazlılar'a 27 yaşındaki futbolcunun ülkesinden müjdeli haber geldi.
Yeni sezon öncesi kadrosuna bir stoper takviyesi yapmak isteyen Beşiktaş'ın Championship Ligi ekiplerinden Stoke City'de forma giyen Hollandalı savunmacı Bruno Martins Indi'yle ilgilendiği iddia ediliyordu. 27 yaşındaki oyuncunun ülkesinde yayım yapan Voetbal International'dan söz konusu transferle ilgili Siyah Beyazlılar'a müjdeli haber geldi.
Derginin internet sitesinden okuyucularıyla paylaştığı habere göre Stoke City kulübünün göndermeye sıcak baktığı deneyimli oyuncunun transferi için görüşmeler tüm hızıyla sürüyor. Haberde Siyah Beyazlı yönetimin Indi için ne kadar ödeyeceğinin belirsizliğini koruduğu ancak transferde mutlu sonun çok yakın olduğu ifade edildi.
Lens'in kasları beğeni rekoru kırdı!
Avusturya'da yeni sezona hazırlanan Beşiktaş'ta Lens antrenmanlardaki çalışma hırsı ile dikkat çekiyor.
Avusturya'da yeni sezona hazırlanan Beşiktaş'ta Lens antrenmanlardaki çalışma hırsı ile dikkat çekiyor.
Geçen sezon performansı nedeniyle eleştirilen Hollandalı yıldızın idmanda şut çektiği bu kare, spor paylaşımı yapan ünlü hesabın dikkatinden kaçmadı.
Lens'in kasları ile ilgili yorumun yapıldığı bu paylaşım, Instagram'da adeta beğeni rekoru kırdı.
Kayserispor, Alpay Çelebi'yi transfer etti!
İstikbal Mobilya Kayserispor, Beşiktaş’tan Alpay Çelebi’yi kiralık olarak aldı.
Spor Toto Süper Lig takımlarından İstikbal Mobilya Kayserispor, Alpay Çelebi için hem Beşiktaş hem de oyuncu ile her konuda anlaşmaya vardı.
Geçen sezon Beşiktaş U21 takımında stoper olarak forma giyen genç oyuncu Alpay Çelebi yeni sezon öncesi Teknik Direktör Abdullah Avcı’nın raporu doğrultusunda İstikbal Mobilya Kayserispor’a kiralık olarak gitmesine onay çıktı.
Alpay Çelebi kimdir?
20 yaşındaki Alpay Çelebi, 2015 yılında Körfez SK'dan Beşiktaş'a transfer olmuştu. Alpay 2015 yılından itibaren Beşiktaş'ın genç takımlarında forma giydi. Alpay Çelebi'nin Beşiktaş ile 2023'e kadar sözleşmesi bulunuyor.
Jamilu Collins transferinde Beşiktaş'a rakip!
Geçtiğimiz günlerde Beşiktaş’ın Paderborn'da forma giyen Nijeryalı Jamilu Collins’i transfer etmek istediği iddia edilmişti. Kartal’a bu transferde rakip çıktı.
Geri kalan günlerde Beşiktaş’ın Paderborn forması giyen Jamilu Collins’i transfer etmek için girişimlere başladığı hatta resmi teklif yaptığı idda edilmişti. İngiliz basınında yer alan haberlere göre, İngiltere Premier Lig ekibi Norwich City, Beşiktaş’a bu transferde rakip oldu.
Collins’in uzun süredir İngiliz takımı tarafından takip edildiğine dikkat çekilen haberde, Norwich’in ilerleyen günlerde resmi transfer teklifini Paderborn’a ileteceği de yer aldı.
Beşiktaş'ta sırada sol bek var: Jamilu Collins
Bruno Martins İndi ile anlaşarak stoper sorununu çözen Beşiktaş, transferde yeni hamleye hazırlanıyor. Siyah-beyazlıların hedefindeki ilk isim Riza Durmisi. Alman basını ise Kartal'ın Paderborn'un 24 yaşındaki Nijeryalı oyuncusu Jamilu Collins ile ilgilendiğini yazdı.
Transferde geç açılan Beşiktaş, Tyler Boyd ve Douglas'ı kadrosuna katarken, sol stoper sorununu da Martins İndi ile çözerek gaza basmıştı. İndi'ye imza attırmak için kulübü Stoke City ile son detayları görüşen siyah-beyazlı kulübün kasasından 4 milyon Euro bonservis bedeli çıkacak. Kartal, bu parayı taksitler halinde ödeyecek. Bu gelişmenin ardından Beşiktaş, rotasını teknik direktör Abdullah Avcı'nın olmazsa olmazları arasında yer alan sol bek transferine çevirdi. Listenin başında ise Riza Durmisi yer alıyor.
MİGUEL TRAUCO DA LİSTEDE
Danimarkalı futbolcuyu satın alma opsiyonuyla kiralamak isteyen siyahbeyazlılar, Lazio ile görüşmelerini sürdürüyor. İtalyan ekibi, 2023 yılına kadar sözleşmesi olan Durmisi'yi gözden çıkarmış durumda. Geçen sezon istediği kadar süre alamayan oyuncu da ayrılığa sıcak bakıyor. Durmisi'ye alternatif olarak Flamengo'dan Trauco'yu gündemine alan Beşiktaş için bir iddia da Almanya'dan geldi. Alman basını, Kartal'ın, Paderborn'un 24 yaşındaki Nijeryalı sol beki Jamilu Collins'le ilgilendiğini ileri sürdü.
Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe TV, Şifresiz Maç İzle

29 Temmuz 2019 Pazartesi Fenerbahçe Haberleri

Sami Khedira transferinde peş peşe iki sıcak gelişme!

Bu yaz Juventus'tan ayrılacağı konuşulan Alman orta saha oyuncusu Sami Khedira'yla Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın ilgilendiği iddia ediliyordu. 32 yaşındaki futbolcunun transferiyle ilgili hareketli saatler yaşanıyor.
Bu yaz Juventus'tan ayrılmasına kesin gözüyle bakılan Alman orta saha oyuncusu Sami Khedira'yla Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın ilgilendiği iddia ediliyordu. Gelecek sezon hangi takımda oynayacağı büyük merak konusu olan 32 yaşındaki futbolcunun transferiyle ilgili son derece sıcak saatler yaşanıyor.
İtalya'da yayım yapan Corriere di Torino gazetesi, kariyerine Premier Lig'de devam etmek isteyen Khedira'nın Wolverhampton ve Fiorentina'nın da kendisiyle ilgilenmesinden ötürü Fenerbahçe'den gelen teklifi beklemeye aldığını yazdı. Gazetenin bu haberinden sonra ise gündeme bomba gibi düşen bir gelişme daha yaşandı.
Yıldız ismin dün akşam Olimpik Lyon'un Arsenal'ı 2-1 mağlup ettiği Emirates Kupası finalini milli takımdan arkadaşı Mesut Özil'in davetlisi olarak tribünden seyretmesi Arsenal'a transfer olacağına yönelik dedikodulara sebebiyet verdi.
Topçular'ın menajeri Unai Emery ise maçtan sonra Alman futbolcuyla ilgili kendisine yöneltilen sorulara "Khedira, çok iyi bir futbolcu. Ancak kendisinin isminin zikredildiğini ilk kez duyuyorum." şeklinde yanıt verdi.

Ali Koç transferi bitirmek için Fransa'ya gitti!

Fenerbahçe Başkanı Ali Koç'ın, Luiz Gustavo transferini bitirmek üzere Fransa'ya gittiği iddia edildi.
Yeni sezona güçlü bir kadroyla girerek şampiyon olmak isteyen Sarı-Lacivertlilerde transfer çalışmaları devam ediyor.
Orta sahaya takviye yapmak isteyen Kanarya'da listenin başında Marsilya'nın yıldız oyuncusu Luiz Gustavo bulunuyor.
Damien Comolli ve Ali Koç, Brezilyalı oyuncunun transferini bitirmek üzere Fransa'ya uçtu.
Koç'un duruma bizzat müdahil olduğu ve 9 milyon Euro isteyen Marsilya kulübü başkanı Jacques-Henri Eyraud ile görüşme gerçekleştirerek fiyatı aşağı çekmeye çalışacağı öne sürüldü.

Ersun Yanal'dan Volkan Demirel önlemi!

Fenerbahçe'deki geleceği belirsiz olan Volkan Demirel için teknik direktör Ersun Yanal özel bir önlem aldı.
Ersun Yanal yeni sezon öncesi önlem alarak Volkan Demirel için özel çalışma programı hazırladı.
Kendisine verilen antrenman programı ile çalışan Demirel, takımda kalması yönünde karar çıkarsa sezona hazır girecek.

Fenerbahçe'den Roma çıkarması! Kolarov ve Juan Jesus için harekete geçildi...

Fenerbahçe Sportif Direktörü Damien Comolli bu hafta Roma’da Aleksandar Kolarov ve Juan Jesus için İtalyan yöneticilerle masaya oturacak. Transferleri bitirmeye çalışacak.
Transfer çalışmalarını sürdüren Fenerbahçe için bu hafta bir hayli hareketli geçecek... Sarı- Lacivertliler, savunmayı sağlama almak için önümüzdeki günlerde somut adımlar atacak.
Damien Comolli, Roma'ya uçarak Aleksandar Kolarov ve Juan Jesus için masaya oturacak.

JESUS ÇOK YÖNLÜ BİR STOPER

Kanarya savunmanın göbeğine iki ismi monte edecek. Jesus'u oyunu topa iyi soktuğu için tercih eden F.Bahçe, Kolarov'u da hem stoper hem de sol bek olarak düşünüyor.

ROMA'DA İKİ GÜN KALACAK

Fenerbahçe Sportif Direktörü Damien Comolli'nin Roma'da 2 gün kalacak. Comolli'nin transferleri tamamlayarak İstanbul'a gelmesi planlanıyor.

24 MAÇTA GÖREV ALDI

Jesus 28 yaşında ve Roma ile sözleşmesi 2021 yılında sona eriyor. Geçen sezon İtalyan ekibinde 24 maçta görev aldı ve 1 kez fileleri havalandırdı.

Fenerbahçe'ye transferde sürpriz isim: Orel Mangala!

Fenerbahçe, Alman ekibi Stuttgart’ta forma giyen 21 yaşındaki Orel Mangala’yı kiralamak istiyor... Ersun Yanal’ın genç yıldızın alınması için yönetime rapor verdiği öğrenildi.
Fenerbahçe'de 6 numaraya yeni aday... Sarı-Lacivertliler, Stuttgart'ta forma giyen 21 yaşındaki Orel Mangala'yı kiralamak için girişimlere başladı.
Ersun Yanal'ın raporu doğrultusunda bu mevkiye transfer yapmak için çalışmalarını sürdüren Kanarya, genç oyuncuyu kiralamak için şartlarını zorlayacak.
Kariyerinde daha önce Anderlecht ve Dortmund genç takımlarında oynayan Orel Mangala, 1.78 boyunda. Geçen sezon Hamburg'da kiralık oynayan Mangala 1 gol attı.

Fenerbahçe'de forvet operasyonu

Başkan Ali Koç’un işaret ettiği golcü transferi için yönetim birçok adayla görüşmeleri sürdürüyor. Comolli, yoğun bir telefon trafiğiyle en doğru ismi Fenerbahçe’ye getirmek istiyor. Benteke ve Kalinic listede, Batshuayi’yi ise menacerler önerdi.
enerbahçe Başkanı Ali Koç, Yüksek Divan Kurulu Toplantısı’nda önemli açıklamalar yaptı. Başkanın en çok ses getiren demeçlerinden biri, “1 ya da 2 stoper, 1 orta saha ve 1 forvet alacağız” sözleriydi. Stoper ve orta saha zaten takviye beklenen bölgelerdi. Golcü ise birçok kişi için sürpriz oldu. Fenerbahçe golcü transferi için bir süredir Christian Benteke ve Nikola Kalinic ile temas halindeydi. Belçikalı Benteke, ilk görüşmede, “Önümüzdeki sezon başında boşa çıkacağım. O zaman görüşelim” mesajını vermişti. Ancak bu sezon şampiyonluğu ‘olmazsa olmaz’ gören yönetim, bonservis için 6 milyon Euro’ya kadar çıktı.

Kalinic son tercih

Diğer yandan Kalinic konusunda İtalyan basınının ısrarlı iddiaları var. Atletico Madrid’in kadroda düşünmediği Hırvat forvet, maliyet olarak daha uygun. Ancak son yıllarda kariyerinde düşüş yaşaması nedeniyle Kalinic konusunda kafalarda soru işaretleri var. Fenerbahçe’de golcü konusunda son aday ise menacerlerin önerdiği Michy Batshuayi.

Comolli faktörü

Oliver Giroud ile sözleşme yenileyen, 9 numaralı formayı Tammy Abraham’a veren Chelsea, Belçikalı golcüyü yeniden kiralayabilir. İngiliz ekibiyle yakın ilişkileri bulunan, bu sayede Victor Moses’ın uygun şartlarda Fenerbahçe’ye kazandıran Damien Comolli, Ersun Yanal’ın onay vermesi halinde Batshuayi için de harekete geçecek. Yeni sezonda bu 3 golcüden birinin Çubuklu formayı giymesi bekleniyor
Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe TV, Şifresiz Maç İzle

29 Temmuz 2019 Pazartesi Galatasaray Haberleri

Seri, Luyindama ve Belhanda Florya'da...

Galatasaray'da izinleri sona eren Younes Belhanda, Luyindama ve Jean Michael Seri Florya'da bireysel olarak çalışmalara başladı.
Afrika Uluslar Kupası sebebiyle Galatasaray'ın Avusturya kampında yer almayan oyuncular, Florya'da antrenmanlara başladı.
İzinleri sona eren ounes Belhanda, Luyindama ve Jean Michael Seri Florya'da bireysel olarak çalışmalara başladı.

Emre Mor transferinde sıcak gelişme! "Sadece Galatasaray'da oynarım"

La Liga ekibi Celta Vigo, Emre Mor'un ''Sadece Galatasaray'da oynarım'' diye ısrar etmesi üzerine pes etti. Genç futbolcunun yakın zamanda Galatasaray'a imza atması bekleniyor.
Galatasaray, Emre Mor transferinde de mutlu sona ulaştı. Sarı kırmızılılar, İspanya'nın Celta Vigo Kulübü'nde forma giyen kanat oyuncusunu 1-2 gün içinde kiralık olarak resmen renklerine bağlayacak. Bu transferin olumlu sonuçlanmasında Emre Mor'un tutumu büyük rol oynadı... Galatasaray, Emre için önce, "Kiralama bedeli ödemeyelim, bir sonraki transferinden yüzde 50 pay verelim" teklifini sundu. İspanyollar ilk etapta kabul etti ancak daha sonra Rennes Kulübü devreye girince fikir değiştirip, 3 milyon Euro bonservis parası istedi.

RENNES'İN İLGİSİ İŞLERİ BOZDU

Bonservis bedeli talebinde uzun süre ısrar eden Celta Vigo yönetiminin inadını kıran isim Emre Mor oldu. Galatasaray'da oynamayı çok isteyen genç futbolcu, Rennes'den gelen teklifi değerlendirmeye dahi almadı ve bu yöndeki görüşünü kulübüne iletti. Emre Mor'un, Galatasaray'ı seçmesinde Fatih Terim faktörü büyük rol oynadı. 22 yaşındaki kanat oyuncusu, kendisini A Milli Takım'a alarak Avrupa'da isim yapmasını sağlayan tecrübeli teknik adamla çalışmak istediği için sarı kırmızılı kulüpte karar kıldı.

FATİH TERİM, DENİZ TÜRÜÇ'E TERCİH ETTİ

Fatih Terim de, "Kayserispor'dan Deniz Türüç'ü mü, Emre Mor'u mu tercih edersiniz?" diye soran ikinci başkan Abdurrahim Albayrak'a "Emre" cevabını verdi. Bu gelişme üzerine harekete geçen idari menajer Şükrü Hanedar, Emre Mor'un transferini bitirmek için çalışmalara başladı.

SERI TAKTİĞİ UYGULANACAK

Genç oyuncu, tıpkı Fulham'dan transfer edilen Jean-Michael Seri gibi düşük bir bedel karşılığında 1 yıllığına kiralanacak. Sözleşmesine satın alma opsiyonu da konulacak olan Emre Mor, transferin resmen açıklanmasının ardından Celta Vigo kampından ayrılarak İstanbul'a gelecek.

Galatasaray'dan Nainggolan bombası!

İtalyanlar, Belçikalı yıldızın G.Saray’lı olacağını yazdı.
İtalyan Corriere Dello Sport gazetesinin haberine göre; Inter’in kadroda düşünmediği Radja Nainggolan’ın yeni durağı Türkiye olabilir. Çin’den gelen cazip teklifl eri “Avrupa’da oynamaya devam etmek istiyorum” diyerek geri çeviren 31 yaşındaki futbolcunun Galatasaray’da Seri’nin partneri olabileceği belirtildi. Galatasaray’ın Radja Nainggolan için sadece kiralık teklifi yapabileceği, Inter’in de zaten kadroda düşünmediği yıldız futbolcunun maaşından kurtulmak istediği için teklife olumlu bakabileceği kaydedildi.

38 MİLYONA ALINMIŞTI

Inter’in geçen sezon Roma’dan 38 milyon euro bedelle kadrosuna kattığı Belçikalı orta sahanın İtalyan kulübü ile 2022’ye kadar sözleşmesi bulunuyor. Nainggolan’ın 4.5 milyon euro garanti maaşı ve bonusları var. Savaşçı yapısıyla tanınan yıldız futbolcu, gerektiği zamanlarda hücum yönünde de opsiyon almasını biliyor. Sorunlu futbolcularla başa çıkabilen Terim’in, Nainggolan’ı çok istediği belirtildi.

Galatasaray'da sürpriz hedef Thiago Maia!

Ön libero transferi için büyük uğraş veren Galatasaray, Lille formasını giyen Brezilyalı futbolcuyla ilgilenmeye başladı... Sarı-Kırmızılı yönetim, Terim'in onay verdiği 22 yaşındaki Maia için Fransız kulübüne satın alma opsiyonlu kiralama teklifinde bulunacak...
Takımın kilit isimlerinden Fernando'nun Sevilla'ya satışı sonrası ön libero transferi için düğmeye basan Galatasaray'da adaylar çoğalıyor... Birçok isimle temas halinde olan Sarı-Kırmızılılar sürpriz bir hamle yaparak rotasını Fransa'ya çevirdi.

​25 MAÇTA OYNADI, 1 ASİST YAPTI

Yönetimin gündemine aldığı son isim Thiago Maia oldu... Fransız ekibi Lille'de forma giyen Brezilyalı futbolcu geçtiğimiz sezon 25 maçta forma giyerken 1 asist yaptı.
TÜM ALTYAPILARDA MİLLİ OLDU
İki yıl önce 14 milyon Euro karşılığında Santos'tan Lille'e transfer olan 22 yaşındaki Maia beklentilerin uzağında kaldı. Genç yıldız tüm altyapı kategorilerinde Brezilya formasını giydi.

​TEKNİK, PAS YÜZDESİ YÜKSEK

Fatih Terim'in transferine onay verdiği Thiago Maia için satın alma opsiyonlu kiralama teklifi yapılacak. Brezilyalı yıldız yüksek top tekniği ve pas yüzdesi ile dikkatleri üzerine çeken bir isim.

LILLE ONU 14 MİLYON EURO ÖDEYEREK ALDI

Santos forması giyerken Brezilya futbolunun en önemli genç yetenekleri arasında gösterilen Thiago Maia, 2017 yılında 14 milyon Euro karşılığında Lille'e transfer oldu. Ancak Fransa'da beklentilerin uzağında kaldı.

Falcao'da geri sayım başladı

Galatasaray Radamel Falcao için tüm imkânlarını seferber etti. En kısa süre içerisinde bu transferin olumlu veya olumsuz olarak sonuçlandırılmasını isteyen Fatih Terim, bu konuda yönetim ile görüştü.
eni sezon öncesinde mutlaka yıldız bir golcü almayı hedefleyen Galatasaray Yönetimi, bu doğrultuda Fransa Ligue 1 ekibi Monaco’dan Radamel Falcao için uzun süredir girişimlerini sürdürüyordu. Ancak aradan geçen süre içerisinde Sarı-Kırmızılılar, bir türlü olumlu veya olumsuz bir netice alamadı. Aslan’ın hocası Fatih Terim de Kolombiyalı santrforun transferinin bir an önce sonuçlandırılması konusunda yönetime isteğini belirtti.

Kritik 10 gün

33 yaşındaki golcü için şimdi Sarı-Kırmızılılar’ın önünde kritik bir süreç var. Galatasaray Başkanı Mustafa Cengiz ve kurmayları, önümüzdeki 10 gün içerisinde Falcao transferini bitirmeye çalışacak. Ligin başlamasına yaklaşık 3 hafta gibi bir sürenin kalması nedeniyle Kolombiyalı ile anlaşılamazsa transfer listesinde yer alan alternatif isimlere yönelinecek.

Rakipler artıyor

Aslan, Falcao için girişimlerini her gün daha da hızlandırıyor ancak aynı oranda rakipleri de artmaya devam ediyor. Kolombiyalı için Porto ve İnter’in ardından Valencia’nın da devreye girmesi nedeniyle bu transferdeki rakip sayısı 3 oldu. Şimdi ise 33 yaşındaki golcünün nasıl bir karar vereceği merakla bekleniyor.
Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe Tv, Şifresiz Maç İzle

29 Temmuz 2019 Pazartesi Trabzonspor Haberleri

Trabzonspor, Daniel Sturridge transferini bitiriyor! İşte teklif...

Premier Lig devi Liverpool'la sözleşmesi sona eren Daniel Sturridge, adım adım Trabzonspor'a yaklaşıyor. Bordo Mavili yönetimin İngiliz golcüye yaptığı teklifi duyuran Ada basını, transferin artık an meselesi olduğunu yazdı.
ugo Rodallega'nın ayrılığının ardından santrfor mevkii için arayışlara geçen Trabzonspor'da transfer gündemindeki en önemli isim, Premier Lig devi Liverpool ile sözleşmesi sona eren ve kendisine henüz kulüp bulamayan İngiliz golcü Daniel Sturridge'ti. Ada basınından söz konusu transferle ilgili gelen son haberlerse Bordo Mavili taraftarları heyecanlandırdı.
ESPN'in okuyucularıyla paylaştığı özel habere göre Trabzonspor, 29 yaşındaki forvete yüksek bir imza parasının yanı sıra 2+1 yıllık sözleşme teklif etti. Haberde taraflar arasındaki görüşmelerin oyuncunun yetkilendirdiği Türk menajerler aracılığıyla yürütüldüğü belirtilirken Bordo Mavili yönetimin transferde büyük aşama kaydettiği öne sürüldü.

Trabzonspor'da stoper harekatı!

Trabzonspor Yönetimi stoper arayışlarına hız verdi... Napoli’den Tonelli ve Kolodziejczak dışında listeye Ivanildo Fernandes de eklendi.
rabzonspor'un Avusturya kampında oynadığı son iki hazırlık maçında 5 gol yemesi üzerine yönetim stoper bölgesine kesin bir takviye yapma kararı aldı. Napoli'ye Tonelli'yi kiralamak için teklif yapan yönetim Fransız stoper Kolodziejczak için de temaslara başlayacak.

HENÜZ NET CEVAP GELMEDİ

Karadeniz kulübü Napoli'ye Lorenzo Tonelli'yi kiralamak için teklif yaptı ancak şu ana kadar mesafe kat edemedi. Trabzonspor'un ayrıca bonservisi elinde olan Fransız stoper Timothee Kolodziejczak ile de temasta bulunacağı öğrenildi.
Bu arada Sporting Lizbon'da oynayan 23 yaşındaki Ivanildo Fernandes'in de kiralanması gündemde.

Trabzonspor'dan muhteşem kutlama!

Bordo-Mavililer, 52. kuruluş yıl dönümünü Haliç’te meşaleler yakarak kutladı. Çok sayıda Trabzonspor taraftarının katıldığı etkinlikte, konser ve horon gösterileri gün boyu devam etti.
rabzonspor’un 52. kuruluş yıl dönümü Haliç’te yapılan meşale etkinliği ile kutlandı. Sütlüce’de yapılan kutlamalara Başkan Ahmet Ağaoğlu ve çok sayıda Trabzonspor taraftarı katılım gösterdi. Konser ve horon gösterileri ile gün boyu süren kutlamalarda Ağaoğlu, tekne ile Haliç’e açılarak taraftarlarla birlikte meşale yaktı.
Başkan Ağaoğlu, Trabzonspor taraftarı ile her sene yaptıkları etkinliği bu sene de büyük bir mutlulukla gerçekleştirdiklerini ifade ederek şöyle devam etti: “Her sene meşaleyi burada ateşliyoruz. İstanbul’da yakarak Trabzon’a gidiyoruz. Yavaş yavaş herkesi camianın içerisine çekmeye çalışıyoruz. Her sene yapılan bir etkinlik. Bu etkinliği düzenleyen gurbetçi gençlere ve İstanbul’daki taraftarlarımıza teşekkür ediyorum. Birazdan Haliç’i kırmızıya boyayacağız. Kimse yanlış anlamasın, bu bir şenlik. Taraftarla bütünleşmenin en güzel mesajını veriyoruz. Taraftarlarımızla birlikte biz bize, yan yana.”

Trabzonspor'dan Amerika'da Sturridge pazarlığı!

Yönetim, tatilini Amerika’da sürdüren Sturridge’e yıllık 2 milyon Euro önerdi. İngiliz yıldız, 3 milyon Euro artı imza parası istedi. Ahmet Ağaoğlu ve ekibi, başarılı oyuncuyla sıkı bir pazarlığa girdi, görüşmelerde büyük aşama kaydedildi.
Kadrosunu kaliteli bir golcü ile güçlendirmek isteyen Karadeniz temsilcisi, Wilfried Bony, Simon Terodde ve Cladiu Keseru derken bir anda rotasını dünyaca ünlü yıldız Daniel Sturridge’ye kırmıştı. Geçen sezon İngiliz devi Liverpool ile Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu yaşayan 29 yaşındaki futbolcunun, Avrupa’dan istediği teklifleri alamaması üzerine Bordo- Mavili yönetim düğmeye bastı. İngiliz oyuncu ile direkt temasa geçildi.

En kısa zamanda...

Ahmet Ağaoğlu ve kurmayları, tatilini Amerika’da sürdüren yıldız golcüye bonuslarla birlikte yıllık 2 milyon Euro’dan 3 senelik sözleşme teklif etti. Sturridge senelik 3 milyon Euro ve imza parası talep ederken, yönetim başarılı oyuncu ile sıkı bir pazarlığa girdi. Görüşmelerde büyük aşama kaydedildiği öğrenilirken, Fırtına en kısa zamanda pazarlıkları sonuçlandırmayı hedefliyor.
Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe TV, Şifresiz Maç İzle
submitted by Haberfutbol24 to u/Haberfutbol24 [link] [comments]


2019.07.28 10:13 Haberfutbol24 28 Temmuz 2019 Pazar Spor Haberleri

28 Temmuz 2019 Pazar Beşiktaş Haberleri
Flaş! Abdullah Avcı o transferi iptal etti
Atınç Nukan’ın transferi Abdullah Avcı’ya takıldı.
Yönetim daha önce Beşiktaş formasını giyen 26 yaşındaki oyuncu ile her konuda anlaşmaya varmıştı.
Abdullah Avcı ise istediği gibi sol ayaklı olmasına rağmen top hâkimiyetinin zayıf olması sebebiyle Atınç’ın transferine sıcak bakmıyor.
Abdullah Avcı, net konuştu! "Transfer gerçekleşmezse..."
Beşiktaş’ın teknik patronu, defansın göbeğindeki eksikliğin bütün sezonu etkileyeceğini belirterek transferin bir an evvel gerçekleştirilmesini istedi.
Beşiktaş’ta Vitor Hugo transferinin son anda gerçekleşmemesi üzerine moraller bozulmuştu.
Bunun üzerine Başkan Fikret Orman yaptığı açıklamada, geçtiğimiz sezon yokları oynayan Enzo Roco için, “Kamp çalışmalarında çok iyi gidiyor. Hoca da Roco’dan çok memnun. Bu sezon formayı alacak gibi gözüküyor” demişti.
Ancak Abdullah Avcı için stoper transferi “Olmazsa olmaz” görünüyor... Tecrübeli teknik adam, yönetimle yaptığı görüşmede kadrodan çok memnun olduğunu ve kamp çalışmalarının da kusursuz bir şekilde devam ettiğini belirtirken, tek ihtiyacının stoper olduğunu da söyledi.
Savunmadan oyunu kurabilecek bir oyuncu istediğini söyleyen Avcı, “Vida topla iyi değil. Oyunu mutlaka sol stoperle başlatmak istiyorum. Transfer gerçekleşmezse planlarımız bozulur” dedi.
Hoca’nın ikazını dikkate alan yönetimin listesinde şu an dört stoper bulunuyor. Oyuncu izleme ekibi, Abdullah Avcı ve yönetimin belirlediği dört isimle görüşmelere devam ediyor.
Tecrübeli çalıştırıcının gönlünde ise eski öğrencisi yatıyor. Avcı’nın geçtiğimiz sezon Medipol Başakşehir’de birlikte çalıştığı Alexandru Epureanu’yu çok istediği öğrenildi.
Flaş! Beşiktaş Bruno Martins İndi transferini açıklıyor!
Boyd ve Douglas’ın ardından Hollandalı stoper Martins İndi de Beşiktaş’ta Beşiktaş, Stoke City’nin 6 milyon Euro’luk talebini pazarlıklar sonrası 4 milyon Euro’ya indirip işi bitirdi. Resmi açıklamanın bugün veya yarın yapılması bekleniyor.
Beşiktaş, Abdullah Avcı'nın ısrarla istediği sol stoper transferini Martins İndi ile çözdü. Anlaşmaya varılan Vitor Hugo'nun son anda Palmeiras'a gitmesinin ardından İndi'ye yönelen siyah-beyazlılar, oyuncunun kulübü Stoke City'e satın alma opsiyonlu kiralama teklifinde bulundu.
Ancak İngiliz ekibi, bu teklifi geri çevirerek futbolcusunu 6 milyon Euro bonservis bedeli ile vereceklerini bildirdi. Bu noktadan sonra kıran kırana bir pazarlık başladı.
SIRA GELDİ RİZA DURMİSİ'YE
Stoke City küme düştüğü için ayrılmak isteyen İndi ile daha önce el sıkışan Kartal, görüşmelerde rakamı 4 milyon Euro'ya kadar çekmeyi başardı.
Parayı 4 eşit taksitte ödemeyi planlayan Beşiktaş, detayların halledilmesinin ardından transferi resmen açıklayacak. Siyah-beyazlılarda sol stoper sorunu çözüldükten sonra gözler Avcı'nın bir diğer isteği olan sol beke çevrildi.
Listenin ilk sırasında ise Lazio forması giyen Riza Durmisi var.
Beşiktaş iki isimden birini mutlaka alacak: Ya Indi, ya da Mets
Boyd ve Douglas’la kadrosunu güçlendiren Beşiktaş, şimdi de transferde rotayı savunmaya çevirdi. Bu bölge için Hollandalı İndi ve Estonyalı Mets için kulüpleriyle yapılan pazarlıklarda artık sona gelindi.
Önümüzdeki sezon Süper Lig’de şampiyonluk, Avrupa Ligi’nde ise gidebileceği en iyi noktaya ulaşmak isteyen Beşiktaş, transferde hareketler saatler yaşıyor. Rakiplerin göre transferde biraz hareketsiz kalan ancak Boyd’un ardından Douglas’ı da alarak gaza basan Siyah-Beyazlılar, savunma hattını güçlendirmek için gündemdeki oyuncularla temaslarını tüm hızıyla sürdürüyor. İşte bu doğrultuda Kara Kartal, Vida’nın yanında forma giyebilecek sağlam bir stoper için gözünü Bruno Martins İndi ile Karol Mets’e dikti. İngiltere’de Premier Lig’in bir altı olan Championship’te mücadele eden Stoke City’de forma giyen 27 yaşındaki İndi için kulübüne kiralama teklifinde bulunuldu.
Net cevap bekleniyor
Stoke’a 1.5 milyon Euro önerilirken, İngilizler 2 milyon Euro istiyor. AIK takımında oynayan 26 yaşındaki Mets için bonservis bedeli olarak İsveç temsilcisi 1.5 milyon Euro istedi. Beşiktaş’ın transferden sorumlu kurmaylarının, hem İndi hem de Mets için kulüpleriyle pazarlıkları sürdürdüğü bildirilirken, önümüzdeki hafta içinde taraflardan net bir cevabın alınmasının beklendiği ifade edildi.
Douglas resmen Kartal!
Süper Lig’de son olarak Sivasspor’da forma giyen Douglas’la dün3yıllık sözleşme imzalandı. Brezilyalı sağbek, imzanın hemen ardından dün akşamsaatlerinde Siyah-Beyazlılılar’ın Avusturya kampına katıldı.
Beşiktaş Kulübü, Brezilyalı futbolcu Douglas Pereira Dos Santos’u resmen renklerine bağladı. Siyah-Beyazlı kulübün internet sitesinde yer alan açıklamada, “Futbol takımımız, yeni sezon transfer çalışmaları kapsamında Douglas Pereira Dos Santos ile 3 yıllık sözleşme imzaladı. Beşiktaş’ımıza önemli hizmetlerde bulunacağına inandığımız Douglas Pereira Dos Santos’a Beşiktaş ailesine hoş geldin der başarılar dileriz” ifadeleri kullanıldı. 3 yıllık sözleşmeye imzasını atan tecrübeli sağ bekin transferi ayrıca kulübün Twitter adresinden videolu paylaşımla duyuruldu. Geçen sezonu Sivasspor’da geçiren 28 yaşındaki sağ bek, kariyerine ülkesi Brezilya’nın Goias takımında başladı.
2014’te Barça’da oynadı
Brezilya’da Desportivo Brasil ve Sao Paulo ekiplerinde forma giyen Douglas, 2014’te İspanya temsilcisi Barcelona’ya transfer oldu. Douglas, Sporting Gijon, Benfica ve Sivasspor takımlarında kiralık olarak oynadı. Geçen sezon 32 Süper Lig maçında 3 gol atan deneyimli oyuncu, dün Siyah-Beyazlılar’ın Avusturya’da devam eden kampına katıldı. Teknik direktör Abdullah Avcı’nın da, Douglas’ın transferinden dolayı son derece memnun olduğu ve Brezilyalı oyuncuya da kendisinden beklentilerini anlattığı bildirildi.
Roco kiralık, Mirin satılık
Beşiktaş’ta iki isme yol gözüktüğü konuşuluyor.
Teknik direktör Abdullah Avcı’nın raporu doğrultusunda önümüzdeki sezon kadroda düşünmediği oyuncuları elden çıkarmak isteyen Beşiktaş’ta iki isme yol gözüktüğü konuşuluyor.
Alınan bilgiye göre yönetimin, Enzo Roco’yu yeni sezonda başka bir takıma kiralık olarak vermeye sıcak baktığı bildirildi. Ayrıca Nicolas Isimat-Mirin’in de bonservisiyle satılmasının planladığı bildirildi. Bu konuda oyuncuların menacerlerinin de devreye girdiği konuşuluyor.
Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe TV, Şifresiz Maç İzle

28 Temmuz 2019 Pazar Fenerbahçe Haberleri

Comolli transfer için gidiyor!

Fenerbahçe'de teknik patron Ersun Yanal ile sportif direktör Comolli transfer zirvesi yaptı.
Teknik Direktör Ersun Yanal ile sportif direktör Comolli transferle ilgili değerlendirmelerde bulundu. Dün yapılan zirvenin ardından Fransız direktör stoper, orta saha ve golcü transferi için yurtdışına gidecek.
Stoperde ilk hedef Kolarov. Orta sahada M’Vila için futbolcunun kulübü St. Etienne ile son kez görüşülecek. Bonserviste indirim sağlanamazsa artık diğer alternatifler için temaslar başlayacak. Forvet ise bu iki bölgeye takviye yapıldıktan sonra kesinleşecek.
Stoper için diğer adaylar ise Gençlerbirliği’nden Mert Çetin, Roma’dan Jesus ve sözleşmesi biten Skrtel.

Fenerbahçe'nin Mahmut Tekdemir için yeni teklifi hazır

Fenerbahçe, milli futbolcu Mahmut Tekdemir'i alabilmek için Başakşehir yönetimine önerdiği rakamı 3 milyon Euro’ya çıkardı.
Başkan Ali Koç'un işaret ettiği 6 numara takviyesi için çalışmalarını hızlandıran F.Bahçe'de uzun süredir adı gündemde olan Mahmut Tekdemir için yeni bir hamle yapılacak. Teknik direktör Ersun Yanal'ın alınmasında ısrarcı olduğu milli futbolcu için daha önce 2 milyon Euro öneren sarı-lacivertliler, teklifini 3 milyon Euro'ya çıkararak Başakşehir'in kapısını tekrar çalacak. Transferde aracılık yapan Emre Belözoğlu'nun da Mahmut için eski kulübü ile temasa geçtiği öğrenildi.

Fenerbahçe'de defansa çare Okan Turp

30-31 Temmuz'da Audi Cup'a katılacak olan Fenerbahçe'de defans sorunu baş gösterirken teknik heyetin altyapıda yetişen Okan Turp'u bu bölge için hazırladığı öğrenildi.
Elinden sakatlanan Serdar Aziz'in 1 ay takımdan uzak kalacak olması ve stoper transferlerinin henüz bitmemesi F.Bahçe'de tedirginlik yarattı.
30-31 Temmuz'da Audi Cup'a katılacak olan sarı-lacivertlilerde defans sorunu baş gösterirken teknik heyetin altyapıda yetişen Okan Turp'u bu bölge için hazırladığı öğrenildi. 18 yaşındaki oyuncuyu kafileye dahil edecek olan teknik direktör Ersun Yanal'ın genç öğrencisini Sadık Çiftpınar ile dönüşümlü olarak kullanmayı planladığı öğrenildi. Münih'teki Allianz Arena'da oynanacak Audi Cup'ta 30 Temmuz 19.00'da Real Madrid-Tottenham, 21.30'da ise Bayern Münih-Fenerbahçe maçları oynanacak. Final ve üçüncülük karşılaşmaları ise 31 Temmuz'da olacak.

İşte Ali Koç'un Fenerbahçe'ye müjdelediği transferler

Napoli’ye satılan Elmas’tan gelen 16 milyon Euro, Sarı- Lacivertliler’in transferde yeniden gaza basmasını sağladı.
Fenerbahçe'de forvete Benteke, orta sahaya M’Vila, stopere de Simon Kjaer ile Zanka’nın alınması için tüm imkanlar seferber edildi.

Benteke

İngiltere’de Crystal Palace’da forma giyen ve sözleşmesi sezon sonunda bitecek olan Christian Benteke konusunda Fenerbahçe, görüşmelerini Sportif Direktör Damien Comolli üzerinden yürütüyor. Comolli, Ersun Yanal’ın takımda görmeyi çok istediği Belçikalı forvet için Palace’ı ikna etmeye çalışıyor. Ayrılmak isteyen Benteke için Kanarya’nın 6 milyon Euro’yu gözden çıkardığı gelen haberler arasında yer alıyor.

Isla ile Reyes döndü, Dirar bugün geliyor

Gold Cup’ta Meksika ile şampiyonluk yaşayan Reyes ile Copa America’da Şili forması giyen Isla’nın izinleri bitti, iki oyuncu da dün İstanbul’a geldi.
Afrika Kupası’nda Fas ile mücadele eden Dirar’da ise rötar yaşandığı bildirildi. Dün gelmesi gereken 33 yaşındaki oyuncu bugün takıma dahil olacak. Ersun Yanal, Audi Cup’ta Isla ile Dirar’dan yararlanmak istiyor. Günü çift idmanla geçirecek Fenerbahçe’de sakatlığı bulunan stoper Okan Turp koşulara başladı

Alex de Souza 3 oyuncu seçti!

Fenerbahçe'nin efsane ismi Alex de Souza sosyal medyada sorulan "Bu kadrodan hangi 3 oyuncuyu şimdiki takıma alırsınız?" sorusuna ilginç bir cevap verdi. Alex'in seçimleri şu an Fenerbahçe'nin transfere ihtiyacı olan mevkiler...
Fenerbahçe'nin tarihine damga vuran oyunculardan Alex de Souza, "100. yıl kadrosundan hangi 3 oyuncuyu şimdiki takıma alırsınız?" sorusuna "Appiah, Aurelio ve Diego Lugano" cevabını verdi.
Alex'in verdiği cevapta iki tane iki yönlü orta saha oyuncusu ve bir stoper olması dikkat çekti.
Öte yandan Fenerbahçe'nin gelecek hafta bir stoper transferini de açıklaması bekleniyor.
Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe TV, Şifresiz Maç İzle

28 Temmuz 2019 Pazar Galatasaray Haberleri

Galatasaray'da Ali Sami Yen anılacak

Galatasaray'ın kurucusu Ali Sami Yen, ölümünün 68. yıl dönümünde 29 Temmuz Pazar günü anılacak.
Galatasaray Kulübünden yapılan açıklamaya göre, sarı-kırmızılı kulübün kurucusu, ilk başkanı ve ilk sporcularından olan Ali Sami Yen için vefatının 68. yıl dönümünde 29 Temmuz Pazar günü bir anma töreni düzenlenecek.
Ali Sami Yen'in Feriköy Mezarlığı'ndaki kabri başında gerçekleştirilecek tören, saat 14.00'te başlayacak.

Galatasaray'dan Gary Cahill harekatı! Didier Drogba devrede...

Premier Lig devi Chelsea ile sözleşmesi bu yaz sona eren ve şu anda bonservisi elinde olan İngiliz stoper Gary Cahill ile ilgili Ada basınından Galatasaraylıları heyecalandıran bir haber geldi.
Premier Lig devi Chelsea ile sözleşmesi bu yaz sona eren Gary Cahill, daha önceki dönemlerde sıklıkla Galatasaray'ın transfer gündemine gelmişti. Henüz kendisine kulüp bulamayan ve bonservisi hâlâ elinde olan 33 yaşındaki İngiliz stoperle ilgili Ada basınından gelen son haberse Sarı Kırmızılılar'ı heyecanlandırdı.
Ada'nın en yüksek tirajlı gazetesi olan The Sun, Galatasaray yöneticilerinin kariyerini Londra'da sürdürmek istediği öğrenilen deneyimli savunmacının transferi için eski yıldızları Didier Drogba'yı devreye soktuğunu duyurdu. Aynı zamanda Cahill'in eski takım arkadaşı olan 41 yaşındaki efsanevi ismin oyuncuyu Türkiye'ye gelmesi için ikna etmeye çalışacağı öğrenildi.

Fatih Terim tedirgin!

Galatasaray’da hazırlık maçlarındaki görüntü ve transferdeki belirsizlikler endişe yaratırken, teknik direktör Fatih Terim de kritik konuların bir an önce netliğe kavuşmasını bekliyor.
Tecrübeli hocanın ilk planda Diagne’nin durumuna odaklandığı öğrenildi. Senegalli futbolcuyu düşünmeyen tecrübeli hoca forvet takviyesi için Mitroglou’nun da gözden çıkarılmasıyla iki isim bekliyor.
Orta alanda da yine Fernando’nun satılmasından sonra 6 numara pozisyonu için oluşan açığın giderilmemesi Terim’i rahatsız ediyor. Sarı-kırmızılı teknik adamı endişelendiren bir başka nokta ise Onyekuru konusunun netliğe kavuşmaması ve savunmaya henüz alternatif olabilecek takviyelerin yapılmaması.
Yeni transferlerin uyumu, adaptasyonu gibi problemlerin yanısıra Afrika Kupası’nda boy gösteren Feghouli, Belhanda, Luyindama ve devam etmesi halinde Diagne gibi isimlerin hazırlık kampı geçirmeyecek oluşu da tedirginlik yaratıyor.
Copa Amerika’da Uruguay kalesini koruyan Muslera da kamp görmeyecek ama onunla ilgili en büyük soru işareti Taffarel’in ayrılığından nasıl etkileneceği. Taffarel sonrası ciddi bir çıkış yakalayan Muslera’nın yeni sezonda sergileyeceği performans şimdiden merak konusu oldu.

Feghouli Akhisarspor karşısında yok

Bu arada Galatasaray’ın, Akhisarspor ile 7 Ağustos’ta oynayacağı kupa finalinde kadroda Feghouli yer almayacak. Sezonun ardından uzun süre milli takımda forma giyen Cezayirli yıldıza Fatih Terim tarafından 9 Ağustos’a kadar izin verildi.

Galatasaray'dan resmi Emre Mor ve Diagne açıklaması

Galatasaray İkinci Başkanı Abdurrahim Albayrak, sarı kırmızılıların Avusturya'nın Seefeld bölgesinde kamp yaptığı otelde basın mensupları ile sohbet toplantısı gerçekleştirdi.
Albayrak, basın mensuplarına transfer çalışmaları ile ilgili bilgiler verirken, Senegalli forvet Mbaye Diagne'nin takımdaki geleceği hakkında da önemli açıklamalarda bulundu. Galatasaray İkinci Başkanı nokta transferler yapacaklarını söyleyerek, "Transfer yapmak için transfer yapmak istemiyoruz. Nokta transfer yapacağız. Hocamız, istediği isimleri ve öncelikli olanları söylüyor. Biz de alabileceğimizi alıyoruz, alamadıklarımızda hocamız yeni isimleri söylüyor" dedi.
Albayrak, Mbaye Diagne'nin takımdaki geleceği hakkında ise, Senegalli golcüyü değerini bulmadan göndermelerinin söz konusu olmadığını belirterek, "Diagne'yi illa ki satacağız diye bir şey yok. Kıymetini bulursak satarız. İsteyen kulüpler var. Bunlar var diye de bedavaya verecek halimiz yok. Değerini bulursa onay veririz. Değerini bulmayan futbolcuyu vermemiz söz konusu değil" diye konuştu.

"NOKTA TRANSFERLER YAPACAĞIZ"

Transferde ince eleyip sık dokuyup nokta transferler yapacaklarını ve Fatih Terim'in raporu doğrultusunda futbolcular ile görüştüklerini ifade eden Albayrak, "Hesabımızı, kitabımızı iyi yapmamız lazım. Hocamızın raporu doğrultusunda baktığımız futbolcular var ama çok iyi düşünmemiz, hesap etmemiz lazım. Ödemelerini de düşünmemiz gerek. Kolay işler değil. Gece yarılarına kadar çalışıyoruz. 4-5 saatlik uykuyla geçiriyoruz. Bin kişiyle görüşüyorsun. Bazısının kulübüyle, bazısının kendisiyle, bazısının da menajeriyle anlaşamıyorsun. Transfer yapmak için transfer yapmak istemiyoruz. Nokta transfer yapacağız. Hocamız, istediği isimleri ve öncelikli olanları söylüyor. Biz de alabileceğimizi alıyoruz, alamadıklarımızda hocamız yeni isimleri söylüyor. Çalışma sistemimiz bu. Kaleci ihtiyacımız vardı, onu aldık. Seri dünya çapında bir futbolcu. Babel çok önemli bir isim. Babel transferi hocamızın bize 6 ay önce söylediği hedeflerden biriydi. Ocak ayında hoca 'Babel'i şimdiden bitirin' dedi. O dönemde girişimlere başladık. Bunlar 1 günde olan şeyler değil" açıklamasında bulundu.

"EMRE MOR'LA TERİM'DEN BAŞKASI BAŞA ÇIKAMAZ"

Galatasaray'ın transfer gündeminde yer alan Emre Mor hakkında gelişmelerin yaşanabileceğini ve Emre ile Fatih Terim'den başkasının başa çıkamayacağını sözlerine ekleyen Albayrak, "Emre Mor'da 'olmuyor' diye bir şey yok. Her şey bize bağlı. Önümüzdeki hafta çok şey olabilir. Kulübü uyanıklık yaptı. Çocuk Türkiye'ye gelir gelmez bir bedel istemeye kalktılar. Bunu açık ve net söylüyorum. Onunla Fatih hocadan başkası başa çıkamaz. Kendisi de biliyor. Bunu Emre'ye de söyledim. Her şeyin bittiğini düşündük. Kulübü de razıydı ama birden bire bir şeyler oldu" şeklinde konuştu.

"DIAGNE'Yİ DEĞERİNİ BULMADAN SATMAYIZ"

Diagne'nin kıymetini bulmadan satmayacaklarını vurgulayan Albayrak, "Diagne'yi 'illa ki satacağız' diye bir şey yok. Kıymetini bulursak satarız. İsteyen kulüpler var. Bunlar var diye de bedavaya verecek halimiz yok. Değerini bulursa onay veririz. Değerini bulmayan futbolcuyu vermemiz söz konusu değil. Son kararı hocamız verecek. Bizler menajerler aracılığıyla gelen teklifleri değerlendiriyoruz. Hoca gitmesine izin verirse biz de kendi kulübümüzün menfaatlerini düşünerek bir karar veririz" dedi.
Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe TV, Şifresiz Maç İzle

28 Temmuz 2019 Pazar Trabzonspor Haberleri

Adebayor tamam, hedef Sturridge

Uzun zamandır golcü takviyesi için yoğun mesai harcayan Bordo-Mavili yönetim, Başakşehir’den ayrılan Emmanuel Adebayor’la büyük oranda anlaştı, transfer artık imzaya kaldı. İki santrfor birden almak isteyen Trabzonspor gözünü şimdi de bir dünya yıldızına dikti: Daniel Sturridge... Ahmet Ağaoğlu ve ekibi, İngiliz oyuncu ile pazarlıklara başladı.
Avrupa Ligi’nde başarı isteyen ve Süper Lig’de de zirveyi hedefleyen Trabzonspor transferde büyük oynuyor... Hugo Rodallega’nın ayrılığı sonrasında forvet bölgesini daha kaliteli bir golcü ile güçlendirmek ve gol yollarında alternatifi artırmak isteyen Karadeniz devinde Başkan Ahmet Ağaoğlu ve kurmayları, iki santrfor birden almak adına yoğun mesai harcıyor. Bu doğrultuda Başakşehir’den ayrılan Emmanuel Adebayor ile uzun süredir temas halinde olan Fırtına, Togolu golcü ile bonuslarla birlikte senelik 1.5 milyon Euro karşılığında el sıkıştı.

3 yıllık sözleşme

35 yaşındaki futbolcunun transferinde imza aşamasına gelen Bordo-Mavililer’in asıl hedefi ise Daniel Sturridge... Geçen sezon Liverpool’la Şampiyonlar Ligi’ni kazanan ve sözleşmesi sona eren İngiliz futbolcu ile temas kuruldu. Bordo-Mavili yönetimin, Ada ekibinde senede 4 milyon Euro kazanan ancak henüz Avrupa’dan bu rakama yakın bir teklif almayan 29 yaşındaki oyuncuya bonuslarla birlikte yıllık 2 milyon Euro’dan, 3 senelik sözleşme önerdiği öğrenildi.

Kıran kırana sürüyor

İlk görüşmelerin olumlu geçtiği öğrenilirken, pazarlıkların da kıran kırana devam ettiği kaydedildi. Forvet transferini Avusturya kampına yetiştiremeyen yönetim, Sturridge ve Adebayor’u alarak hem camianın hem de teknik direktör Ünal Karaman’ın beklentilerini karşılamayı hedefliyor.

2 kez en büyük oldu!

Fırtına’nın gündemindeki Sturridge’in çok büyük bir kariyeri var. Manchester City, Chelsea ve Liverpool gibi İngiltere’nin en büyük takımlarında forma giyen 29 yaşındaki futbolcu, kariyerinde 2 kez Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu yaşadı. İngiliz futbolcu, UEFA’nın en prestijli turnuvasını 2011’de Chelsea ile geçen sene de Liverpool ile kazandı. Öte yandan başarılı oyuncu, Chelsea ile 1 kez Premier Lig’de, 2 defa da İngiltere Kupası’nda mutlu sona ulaştı.

Ünal Karaman: Yusuf Yazıcı, benim kardeşim, en değerlim, pırlantam

Trabsonspor Teknik Direktörü Ünal Karaman, Yusuf Yazıcı ile ilgili herhangi bir sıkıntısı bulunmadığını belirterek, "Yusuf benim kardeşim, en değerlim, pırlantam" dedi.
eni sezon hazırlıklarını Avusturya'nın Linz şehrinde sürdüren Trabzonspor, hazırlık kampında oynadığı üçüncü maçında da sahadan beraberlikle ayrıldı. İtalya ekibi Parma ile 2-2 berabere kalan bordo-mavililerde maçın ardından ise taraftarlar renkli görüntüler verirken, Teknik Direktör Ünal Karaman ise basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
Karaman, yoğun bir antrenman temposunda oynadığımız hazırlık müsabakalarından arzu ettiklerini gördüklerini belirterek, "Yoğun antrenman temposundan çıkmış oyuncularımızı kullandık. Saha içerisinde doğru pozisyonu almaya gayret gösteren futbolun doğrularını yapmaya çalışarak futbol oynamaya çalıştılar. Ben oyuncularımı tebrik ediyorum. Çünkü bu bu kadar yorgunluğun içerisinde sadece fiziksel değil, sinirsel de dokunuyorsun. İstenmeyen şeyler olabilirdi ama şükürler olsun iyi başladığımız kamp dönemi iyi gidiyor" dedi.

"Memnunum"

Mevcut kadronun yapabileceğinin en iyisini yapmaya çalıştığını belirten Karaman, "Oyuncularımın hepsi yaptıkları antrenman sonrası müsabaka performansı olarak bizim beklentilerimize cevap verecek düzeyde ben memnunum" dedi.

"Transferle ilgili beklentimiz devam ediyor"

Karaman transferler ilgili beklentilerinin devam ettiğini belirterek şunları söyledi:
"Bu takım içerisinde Avrupa Kupası, Ziraat Türkiye Kupası ve Spor Toto Süper Lig dediğiniz anda, uzunca bir maraton oynayacağız. Dolaysıyla kadro rekabetine ihtiyacımız var. Genç oyuncularımız futbolun doğrularını yapmaya çalışıyorlar. Böyle böyle alışacaklar böyle böyle abilerinin arasında formaya bulmaya gayret gösterecekler. Tecrübeli oyuncularla birlikte gençlerimizin ortaya koyduğu performanstan memnunum."

"Yusuf Yazıcı, benim kardeşim, en değerlim, pırlantam"

Yusuf Yazıcı ile ilgili olarak ise Karaman, oyuncumla ilgili olarak saçma sapan şeyler çıktığını belirterek, "Bunlar arzu edilmeyen şeyler. Benim Yusuf'la ilgili bir sorunum yok. Yusuf benim kardeşim, değerlim, pırlantam. Her ne kadar onları değersiz ve yanlış anlamaya çalışsalar da. Bunlar bu camiada büyümüşler, formalarını giyiyorlar. Transfer olsalar dahi bu kulübe milyon Euro'lar kazandırarak gidecekler. Dolasıyla kendi değerimizi sadeci Trabzonspor'un değeri değil, Türkiye'nin değeri olarak gördüğümüz insanları, saçma sapan, yok hocayla arası bozuk. Şöyle oldu böyle oldu. Bunlar yanlış şeyler, o üstün bilgili arkadaşlara ben şunu söylüyorum. 'Ağır bir antrenman temposundan geçiyoruz. Bu antrenman planlamasını sezon başından itibaren yetkin hocalarımızla birlikte yapıyoruz. Şiddetli geçen antrenmanlar sonrası müsabaka oynuyorsanız o oyuncuyu kollamak zorundasınız. Burada sadeci konu Yusuf konusu değil ama burada yine engin bilgili insanlar yine engin bilgileriyle birilerini yönlendirmeye kalkıyorlar. Artık bıraksınlar, camiayı seviyoruz diyorlarsa bıraksınlar ve huzur versinler" şeklinde konuştu.

4 Büyükler 19'luk genci takipte: Erkan Eyibil

Almanya Bundesliga ekiplerinden Mainz'ın altyapısında yetişen Türk asıllı Alman oyuncu Erkan Eybil, kalitesini göstermeye başladı.
Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor'un takibinde olduğu bildirilen Erkan Eybil, Mainz'ın Everton'la oynadığı hazırlık maçında A takımla oynama şansı buldu.
Takımının İngilizleri, 3-1 yendiği maçta bir de gol atan 19'luk hücumcu orta saha Alman ve İngiliz futbolseverleri ve profesyonelleri kendisine hayran bıraktı.
Eybil'in Mainz ile olan sözleşmesi gelecek sezon sonunda bitiyor.
Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe TV, Şifresiz Maç İzle
submitted by Haberfutbol24 to u/Haberfutbol24 [link] [comments]


2018.08.16 13:53 papatyapisi Önemli Bir Karar Veriyorum, Oğlum Ameliyat Oluyor

Herkese Merhaba,
Kelimesi kelimesine hatırladığım herşeyi tüm detayları yazıyorum ki beni anlayın, sizi anlayabileceğimi anlayın diye…
Bunu yaşayan tüm anneler… aynı gemideyiz, sadece kendi çocuklarımızı düşünmeyelim. Hepimizin çocuğu iyi olsun. Çünkü ileride bu çocuklar arkadaş olacak, otobüste, yolda karşılaşacak, kanka olacaklar, asker arkadaşı, üniversitede yurt – oda arkadaşı, aşık olduğu kız… vb olacak. Sadece kendi çocuğumu düzeltip diğer çocukları görmezden gelemedim. Çünkü yarın bir gün mutlaka karşılaşacaklar ve bu rahatsızlığın geri sarma ihtimali de var… Yani düzelir ama öyle biri ile karşılaşır ki geriye, başa döner :(((
Cerrahpaşa’nın profesöründen randevu almak… ne mümkün….
Özel muayenehanesine gideceğiz başka çare yok. Özel muayenehane Nişantaşı Valikonağı caddesinde!
Tamam o da tamam ama randevu taaaa ocak ayının ortasında yani daha 1 ay var 1 ay !
Ben nasıl dayanacağım? Daha ne olduğunu bile bilmiyorum, bunu öğrenebilmek için 1 ay bekleyeceğim.
O doktorun söyleyecekleri var yaaaaa… Hayat memat meselesi benim için ve randevum 1 ay sonra. Allahım bana sabır ver! ( vermişsin gerçi, çok şükür )
Ben bu arada ne yaptım biliyor musunuz ?
HAHA, Çılgın ben :)!
Gerçi o kadar çektikten sonra çılgınlık değil ama …
Bir gün yine boğaz enfeksiyonu, yüksek ateş, antibiyotik… ezberledik artık, olmazsa hayat bir tuhaf geliyor .
Ablamlardayım, kızı okuldan “kulağım ağrıyor anne” diye geldi. Ablam da, “tamam baban gelsin seni kulak-burun-boğaz hastanesine götürürüz” dedi. Ben atladım hemen, ne? öyle bir hastane mi var dedim. Evet sen bilmiyor musun? dedi. Yooo bilmiyordum.
Eve gittim, gece de aldım çocuğu o hastanenin aciline götürdüm. Eşim anlam veremedi niye gidiyoruz diyor ( zaten doktora gitmiştik ve antibiyotik başlamıştık ) ben bekle diyorum sadece .
Gittik, acildeki doktor muayene etti tam ilaç yazarken “doktor bey ben bu çocuğu hemen pazartesi ameliyat ettirmek istiyorum” dedim. Herkes şok! Adam da acelemi görünce şaşırdı. Bana çok kuvvetli bir antibiyotik verdi ki iltihap cumadan pazartesiye kadar kurusun diye, pazartesi başka bir doktor muayenesi için randevu aldım ve çıktık.
Ne yapayım?
1 yıldır sürekli hasta bu çocuk ve kabızlık nedeniyle gittiğim doktorlar da dahil ne kadar doktora gittiysem bademciklerini aldırın dedi.
Geniz eti de var, uyku apnesi de var. Geniz eti uyku apnesi yapıyor, uyku apnesi ;
*** Tüm bunlar gittiğim doktorlardan aldığım – öğrendiğim bilgilerdir. **\*
Nasıl göze alayım bu kadar şeyi? Bir de durum başkayken, karşıma ne olduğu belirsiz bu rahatsızlık çıkmışken …
Eşim şaşkın! Neler oluyor, nereden çıktı şimdi bu? diyor .
“Hastaneye ilk gidişimiz, doktor kim bilmiyoruz bile ,pazartesi tanıyacağın doktora çocuğu ameliyat ettirmek … bari senelerdir gittiğimiz hastanede olsaydı” dedi.
Yahu normal hastanede mi bademcik ameliyatı mantıklı kulak-burun-boğaz hastanesinde mi? dedim sadece. Çok net ve çok kararlı konuştum ki zaten hastanedeki tavırlarım ve konuşmalarımdan ne kadar kararlı olduğumu gayet iyi anlamıştı.
Sen bilirsin dedi.
Annem ile babam duyunca anında karşı çıktı. Daha çok erken, biz seni 11 yaşında ameliyat ettirdik, çocuk yeni kendine geliyor …. vb
Annem bana kızdı.
Aldım şurubu (oğlumun içtiği antibiyotiği) AL – İÇ dedim.
İçmedi.
İçsene hadi, tadına baksana, diyorum ( o kadar öfkeli – net konuşuyorum ki ) dilini değdirmeğe korkuyor .
Zehir içiriyorum ben çocuğuma 1 yıldır zehir dedim. Senin 1 kaşık içmediğin ilacı ben kaşık kaşık veriyorum oğluma, her gün hem de her gün dedim! Sustu birşey diyemedi. Diyemezdi zaten .
Çocuğunuz ile ilgili en doğru kararı siz verirsiniz sevgili anneler, anneniz sizi çok iyi tanır sizin çocuğunuzu değil !
Pazartesi tanıştık doktor ile, muayene etti ve o bademcikleri görünce anladı durumu. Benim acil ameliyat olmasını istemem, ne kadar sık hasta olduğunu ve antibiyotiksiz yaşayamadığını belirtmem doktoru harekete geçirdi.
Başka ameliyatları vardı o hafta, lütfen dedim, acil dedim , başka problemlerimiz de var dedim sağolsun ayarladı ve benim için ameliyat tarihlerini değiştirdi. Perşembe gününe aldım ameliyat randevusunu (cuma ilk kez acile gittim perşembe ameliyat ettirdim oğlumu orada). Dayanacak gücüm sabrım yok çünkü !
Perşembe günü …
Oğlum ameliyata giriyor, narkoz alacak. Küçücük bedeni neler yaşıyor, nelerle mücadele ediyor (7 aylık kabızlık, ameliyat-narkoz, otizm … ) , Allahımmmmm ! Kurtar yavrumu sağ salim ..
Ameliyat bitti çıktı sağ salim çok şükür, ben oğlum o kapıdan çıkana kadar neler yaşadım neler hissettim neler düşündüm
Kimse bilmiyor neler yaşadığımı, annemle de paylaşmadım çünkü benim annem eski kafa biraz anlamaz, babam ve ablam biliyor özel durumumuzu o kadar.
Doktor ameliyattan çıktı ve; “ceviz büyüklüğünde bademcikleri ve neredeyse bademcikleri kadar büyük geniz eti çıkardık, çocuğunuz nefes alamıyormuş, nefes alacak yeri yokmuş hanımefendi geç bile kalmışsınız” dedi.
Nasıl ameliyat ettirseydim! O kabızlığı nasıl anlatabilirdim ki doktora.
Çocuğum 7 ay neler çekti, yemek yiyemedi, ölüyordu diyemedim …
Çok doğru bir karar vermişim, çok şükür !
Sadece kurtulduk inşallah bu beladan diye düşündüm o kadar.
İyileşme süreci o kadar rahat ve kolay oldu ki anlatamam, hem de kışın ortasında dışarıda lapa lapa kar yağarken. Tabi dondurma yemesi gerekiyor ya ondan :):)
Allah çok büyük, yardım etti ve 2 gün bile çekmeden iyileşti.
Bu ilk aldığım karar ilk doğru kararımdı !
Pes etmek yok !
Sevgilerimle ,
submitted by papatyapisi to u/papatyapisi [link] [comments]